|
ÇEVİRDİK
Sanmayın dünyamız kocadı kendi,
Kimyalarını biz kile çevirdik.
Modası geçti, gıdası tükendi,
Döndük yüzümüzü ele çevirdik.
Ne baba bakar da, ne dayı, emi
Bebek çok masumdur, berber acemi
Ne saçı kaldı, ne sırma perçemi
Kestik kahkülünü kele çevirdik.
Hoş örmüştü "halik" denen halıcı,
Dün can veren dünya bugün alıcı,
Mavi Marmara'yla, parlak Haliç'i,
İs pas bağlamış, pis göle çevirdik.
Çağırayım ki ben düşmana dosta
Çınarlar çöküyor, pınarlar yasta
Kuruyor kaynaklar hep posta posta
Doksan yaşındaki dula çevirdik.
Zara düştü şimdi günün yosması
Buna derler bizde; dünün susması
Kıyamete uymaz, kıtlık kopması
Az olan açlığı bola çevirdik
Yaz mevsimini biz ettiysek hazan,
Neylesin yazarlar, neylesin ozan
Ayı değil, adem ormanı bozan
Meltemini tozan yele çevirdik.
Ne köyümüz kaldı, ne kent, ne şehir
Nehirlere doldu necisle, zehir
En tez tedbirleri eyledik tehir,
Fareyi büyütüp file çevirdik.
Yeşil yurdumuzda, hışıl yaprağa
Muhtaç olduk saksı münbit toprağa
Lanet yağar şimdi laleli çağa
Çiçekli çayırı çöle çevirdik
Yuh olsun sana ey yirminci asır!
Lazım değildi hiç kalaydın kısır,
Boğduğun halıdır, doğduğun hasır,
Güveler çiğnemiş çula çevirdik.
Yediğimiz zaten tuzlu kurtlu lor
Üstüne de çekip içeriz kılor
Birisi hep şordur, geriside çor
Yağını balını, yala çevirdik
Sanki; pisik düşmüş, ödlek şıçana
Bırakıp sılayı kaçan kaçana
Konaklık ederken konup göçene
Kervanı kesilmiş yola çevirdik
Yine de zararın çaresi vardır,
Nereden dönersen orası kardır,
Şeker mi, yoksaki şapmı şikardır
Kamışı, yemişi züle çevirdik.
Kargalar dahi kara yas bağlar
Bozarıp gettikçe, kızaran dağlar
Dereler derdinden kanlı yaş ağlar
Duru suları boz sele çevirdik
Dünyamızı sardı molla, monarşi
Teknikle trafik ille anarşi
Eridi çinkosu, bitti enerji
Çillenmiş, çürümüş pile çevirdik.
Vizon kürk kurtarmaz delindi ozon
Yeni düştü beton beyinden jeton
Tamından ağırdır, tamiri ton ton
Parasını bile pula çevirdik.
Öldürdük aslını biz diktik büstü
Hazine doluydu hep altı üstü
Gülleri küstüde, bülbülü sustu
Şakıyan dilini lala çevirdik.
Duyan yoktur hiç boş zarımı basar
Betonlar batıpda, baltalar keser
Kirazlı yaylada garezler eser
Elleri budanmış kola çevirdik.
Tükenen türleri kalsa da tek tek,
Onlar da çevreden çeker el etek,
Zevraki der; ya biz nereye gidek
Yaktık küremizi; küle çevirdik.
*
|
|
Kİ
Kısa kervan karı az olur dostum
Usanıp uzaktan kese gelme ki
Ben gibi demiyesin alkan kustum
Sen kanıp ıslığa sese getme ki
Doğrulmaz belin kırılır dalın
Doruğun olsada na kadar kalın
Mahcup olmayasın kesip sakalın
Divan-ı kübraya köse getme ki
Mürai münafık fena fel taşır
Aslı olmasa da adın karışır
Sen kötü olursun onlar barışır
Kimse ile kine küse getme ki
Narını topladık barını derdik
Birini yedikse bin şükür dedik
Topunu bulasın tekten tekten dik
Sakın kökten kese kese getme ki
Geçer yaşımızın yeşil mevsimi
Açar beyaz güller kahkül kesimi
Zevrak sen ol zülfe ince nesimi
İncinir sert ese ese getme ki
AĞAÇ DESTANI
Yaslanmış dağlara durur
Bakılmazsa solar kurur
İnsan olan onu korur
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Süsler dağları belleri
Şeyda eyler bülbülleri
Bağların gonca gülleri
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Gözün açıp onu gördün
Sarılıp içine girdin
Sallandıkça gider derdin
Bil bakalım Akifciğim nedir nedendir
Kuru dalı yere düşer
Ekmeğimiz onda pişer
Beşiklerde büyür beşer
Ağaçtandır Jaleciğim ağaçtan
***
Aleme verdi necatı
Elimizin her haceti
Adem babanın icatı
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Haros söken kotanımız
Toprak düzler tapanımız
Tahıl eken sabanımız
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Mevla yese onu yerdi
Bu nimeti bize verdi
İyi eder bütün derdi
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Taze kol verir dal verir
Bakarsak bol verir al verir
Kovan bizlere bal verir
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Okuduğumuız kitaplar
İcat olan tüfek toplar
Her sırrı altında saklar
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Erbabıdır ecdadımız
Hüner marifet yadımız
İlim irfanda çatımız
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Taştı derya ab-ı revan
Helak oldu küffar heman
Halas buldu ehli iman
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Doldu içine hemcinsi
Sığındı ona cemisi
Hazreti Nuhun gemisi
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
O yücedir adem bodur
Muhammedin tahtı odur
Hitap edip, hutbe okur
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Kıyıp kesme yaş gel beri
Konuk eyler her dilberi
Cümle caminin minberi
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Şu kainatın içinde
Hiç bir kuvvet yok gücünde
Sulh zafer onun ucunda
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Yaprak toprağın sebzesi
Nimetimiz her nebzesi
Kanlı süngünün kabzesi
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Açıp yatağın serersin
Her bir murada erersin
İçinde devran sürersin
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Altı üstüde hepisi
Ormandır yurdun tapusu
Şen yuvamızın kapısı
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Kimseler bilmez sondadır
Bin türlü gibal dondadır
Türlü marifet ondadır
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Çok tüccarların kasası
Atlantiklerin masası
Hazret Musanın asası
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Dile sığmaz onun methi
Milletimin alameti
Temsil eden hürriyeti
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Şanlı bayrağın direği
Şehitlerin son ereği
Şereflendirmez nereyi
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
İfa-i meram başında
Oynar güzeller kaşında
Tarihimizin yaşında
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Doğru gider kelamımız
Ormansızlık elemimiz
Yazı yazan kalemimiz
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Sefineler sürer sefan
Bazan taşar olur tufan
Ona benzer ilim irfan
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Balıkla bizi semizler
Türlü pisliği temizler
Dolup taşmazsa denizler
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Fakir fukara anası
Neyle ısınır sobası
Çoban ve çiftçi sopası
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Sobalarda yanar odun
Isınırlar erkek kadın
Çoban sopası mı dedin
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Tanır bilir misin onu
Hayatımızın en sonu
Üstüne uzatır seni
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Canı olan ondan tadar
Kaçsan kavuşur ne kadar
Tabutlardaki tahtalar
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Akibeti hepimizin
Görmez gözün tutmaz dizin
En vefalı oğlun kızın
Bil bakalım Jalem nedir nedendir
Bitir Akif bu destanı
Son buldun en son dost onu
Basmazlarımın bastonu
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
***
Sonu versek olmaz ustam
Sayak dersek bulmaz hitam
Hayat denen ne varsa tam
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
Çayır kan ağlar bayır kel
Heyli dağlar olmuş heykel
Bizi göçten çeken tek el
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
Söyledinde beni yordun
Orman mıdır senin yurdun
Sonu gelmez soru sordun
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
Eritmeyin kemik etli
Kurutmayın sütlü otlu
Bayramınız olsun kutlu
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
Hep var olsun kuşu kurdu
Mamur edek masum yurdu
Sıra dirseğimi yordu
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
Boz dağı böler bezeye
Masadan meydan mezeye
Hülasa ki A dan Z ye
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
Kuşta konmaz boş alana
Borcum nedir ki yalana
Cevher sattım ben alana
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
Cennet olsun diye yurdum
Ağaç ağaç dedim durdum
Akif'li bir mesken kurdum
Ağaçtandır Akifciğim ağaçtan
Aşık Zevraki-Jale Sun
Karabük 1960
KİŞİLER
Baykuş konak kursun gerdek odana
Fidanları kesen kirli kişiler
Umarım Allahtan koluz budana
Fidanları kesen kirpi kişiler
Yetiş Kenan yetiş kaldık arada
Kılıç astı kıral oldu burada*
Kar kalkıpda bar verecek sırada
Fidanları kesen törpü kişiler
Keşke yalvarsaydım yorgo, ganiye
Söz kar etmiyor ki cahil caniye
Ne okula koydu, nede camiye
Fidanları kesen cinli kişiler
Parçalandı paçam, yırtıldı yakam
Vebalini çeksin vali kaymakam
Alır bu ahımı Allahdır arkam
Fidanları kesen yanlı kişiler
Erişir intizar er geç nihayet
Hükümette hukuk yok ise şayet
Şerrinizi ettim hakka şikayet
Fidanları kesen kinli kişiler
Vahşiler vuruyor vatanda volta
Milletin bağrına takmışta olta
Sorsan kanun nedir ? diyorki balta
Fidanları kesen inli kişiler
Aciz azalara neylesin ihtar
Dümbelekden davul, düdükten mehter
Kargadan bekçi kuruttan muhtar
Fidanları kesen felli kişiler
Nerde Atatürk'üm ? nerdesin gör gel
Eski hükümdarlar hep olmuş heykel
Memleket marazlı, meralar kel kel
Fidanları kesen killi kişiler
Dağlar ağlar, bağlar bağladı kara
Bülbülle beraber başladık zara
Akif der; saldım sizi lem* yazara
Fidanları kesen kanlı kişiler
GEL
Devlet bize demiyormu
İnsafa gel insafa
Kulağına değmiyormu
Ön safa gel ön safa
Canım olsun senin fedan
Cayır cayır yanan canan
Fidan ister fırın vatan
Fermana gel fermana
Kırmayalım kalsın baki
Bar verinceye dek taki
Derdin varsa dağlardaki
Dermana gel dermana
Akif der ki; bu ne nimet
Bedavadan od, ot, süt, et
Canın istiyorsa cennet
Ormana gel ormana
|
|
|
|
|
DEĞİLDİR
Şairliğe koşma kuzum ol sakin
Pazarda satılan kaftan değildir
Kedi üzden benzer amma ve lakin
Aslından özünden kaplan değildir
Elbette bulur lamekan limanı
Mana dürbünüyle mantık dümeni
Yaramayan on dokuz bin kat dumanı
İlim deryasında kaptan değildir
Gönül tarlasından çeşidin devşir
Aşkın tavasında çiğini pişir
Şir-i dil tasından eylersen teşhir
Başka türlü tefsir laftan degildir
Büyük basiretle bak ki bakanda
Başla baştan oku onu bıkanda
Şayet turşu gibi tortu kokanda
Kabahat kelemden küpten değildir
Mahbeste kal daim görünme zahir
Şarap dahi olur mahzende mahir
Bir çözen bulunur ki evvel ahir
Dünya boştur amma hepten değildir
Defolup gidince candaki cefa
Bil ki hak hükmünü etmiştir ifa
Haktandır hastanın bulduğu şifa
İğneden muskadan haptan değildir
Bırak ey Zevraki şaşkını bırak
Usta olunmaz ki olmadan çırak
Şairlik dediğin şirke çok ırak
Şekerin mayası şaptan değildir
"Sağlam ruhun rolü vardır hayatın gülmesinde
Allah bilir demek kolay, iş kulun bilmesinde"
TAŞLAR AĞLAR
Bilir misin bünyedeki bünyadı
Top ayağa vursa hep başlar ağlar
Duy oda düşmüş odunda feryadı
Koru yanar kuru tınmaz yaş ağlar
Bahar sellerinde seherde tanda
Bir velvele uyanır şafak atanda
Güneş doğupta ay yıldız batanda
Kurtlar kuşlar konuşur taşlar ağlar
Bülbül susar gül pusar poyraz eser
Güneş asar gurup basar gam çöker
Revnak söner Zevrak siner ah çeker
El güler dostlar yanar eşler ağlar
BİRİ BÖN BİRİ BET
Öz yurdumuza olduk biz yabancı
Ha sıla ha gurbet biri bön biri bet
Ne ana baba var ne kardaş bacı
Ha sıla ha gurbet biri bön biri bet
Boşalmış başaklar hiç kalmamış den
Dağlardan tepelerden höyüklerden
Kim var ki kim o eski büyüklerden
Ha sıla ha gurbet biri bön biri bet
Aklıma estikçe bağrımı deler
Nurdamı nardamı acep nerdeler
Kapanmış sahneler inmiş perdeler
Ha sıla ha gurbet biri bön biri bet
Seneler soldurdu gül benizleri
Karlar yağdı kırlar örttü izleri
Kim takar kim tanır şimdi bizleri
Ha sıla ha gurbet biri bön biri bet
Dolmuşda danalar n'olmuş boğalar
Kamçılı yamçılı beyler ağalar
Konaklar koralmış evler kan ağlar
Ha sıla ha gurbet biri bön biri bet
Yirmi sene oldu bir düşünsene
Ne Durmuş dayı var ne Dudu nene
Yüz haneden kalmış beş altı tane
Ha sıla ha gurbet biri bön biri bet
Böyledir Zevraki rabbin raconu
Dembe dem değişir bünyenin donu
Silaha düşünce dünyanın sonu
Ha sıla ha gurbet biri bön biri bet
BAŞKADIR BAŞKA
Kifayet etmiyor kainat sözü
Künyesi başkadır küresi başka
Ne kadar güzelmiş yurdumun yüzü
Dağları başkadır deresi başka
Herşeyden hoş imiş senin seyranın
Torul'um Bayburt'um şanlı Şiran'ım
Ufukun afakın şendir her yanın
Şeydası başkadır naresi başka
İlim Gümüşhane Kelkit'tir ilçem
Pahası bulunmaz ne ile ölçem
Gümüş altın elma armut bu ülkem
Gudusu başkadır gurası başka
Ayyıldız gerilmiş üstüne tavan
Altına serilmiş Muş Kars Ardahan Van
Erzurum'da eser ufuklu havan
Tipisi başkadır borası başka
Turnalar diyarı o güzel Tercan
Tıpkı tende canmış meğerki mercan
Bir çukura konmuş koça Erzincan
Sivas'ı başkadır Zara'sı başka
Kimini ölçtüm de kimini biçtim
Ankara dağında bir kahve içtim
Atatürk'e selam verdim de geçtim
Meftası başkadır mirası başka
Kalbimde kuruttum sanki kotanı
Değiş şoför kardaş değiş rotanı
Sağ tarafta kaldı yarin vatanı
Arası başkadır göresi başka
Bir kıble gibidir bana Karabük
Jale'm var içinde alemden büyük
Hasreti kalbimde çekilmez bir yük
Kervanı başkadır kirası başka
Ne güzel süslemiş mülkün mimarı
Dört yanına çekmiş güllü duvarı
Cennete benziyor İzmit civarı
Denizi başkadır karası başka
İstanbul'a çıktım mahşer mi mahşer
Tıpkı gerilmiş akvam-ı beşer
Fatih'in yurdundu Firenkler yaşar
Yüreği başkadır yarası başka
Orhan Veli'den okudum bir dizi
Gemlik'te gördüm de şaştım denizi
Bentleri bendeyledi bendenizi
Manası başkadır mısrası başka
Düşündükçe şarkı dertlerim azar
Buraya nazaran bizimki mezar
Bursa'da şiiri nenem de yazar
Mecrası başkadır merası başka
Ne şiir vasfedebilir ne nesir
Bursa'dan da bezekli Balıkesir
Hele Akhisar'a bulunmaz kusur
Tertibi başkadır töresi başka
Ne yorulup bıkmış nede usanmış
Tanrıdan sonra da Tarzan özenmiş
Oy maşallah uzanmış da uzanmış
Manisa başkadır yöresi başka
Ufukla örtüşür çınarın dalı
Sevgiyle sevişir seherin yeli
Sağolasın seni Sabuncu Bedii
Çamları başkadır çırası başka
Bu ne büyük çaba ne halis heves
Tanrımıydın yoksa sen behey teres
Virman dağı orman etmiş Menderes
Safları başkadır sırası başka
Tutulmuş vallahi ova dağ dere
İğne atsan düşmez inanki yere
İstanbul hiç imiş İzmir'e göre
Orası başkadır burası başka
Havaya gidermiş Kadifekale
O Karşıyaka'ya geç de gör hele
Başalsa istasyon dolar iskele
Alası başkadır veresi başka
Anınçün göz koymuş buraya gavur
Be ne debdebe ne devran ne devir
Ülkeleri var ki hep türlü tevir
Torbalı başkadır Tire'si başka
Kordonboyu Fuardan daha şirin
Nesi yokki nesi güzel İzmir'in
Zeytinin tütünün tatlı incirin
Turuncu başkadır teresi başka
Ya üzümü köpük gibi kabar kabar
Ne kadar ufaçık ne kadar kibar
Sanarsın mübarek sarı kehribar
Şarabı başkadır şırası başka
Bindebir değildir gezdiğim yurttan
Gidişim gelişim hep aynı hattan
Cennetmiş Türkiye'm meğer essahtan
Hurisi başkadır perisi başka
BAŞKA
Bağrımın içinde bir bağım vardır
Barları başkadır, balları başka
Ne ayvadır da, ne turunç, nede nar
Adları başkadır, tadları başka
Şakıyan şeydalar eylemez sükut
Ne toydur, ne turna, ne tavus yahut
Yıprağı zümrütdür, yaprağı yakut
Gülleri başkadır, alları başka
Şairleri dizer dosda destanı
Mihmanları gezer durur mestani
Bağı bostanı, illa bedestanı
Helleri başkadır, malları başka
Muhabbeti gider ruzi mahşere
Bir yer yokdur burda hile i şere
Ne hastalık girer, nede haşere
Evleri başkadır, yolları başka
Ne surette vardır, nede sirette
Benzeri bulunmaz belki cennette
Bir belde görmedim ben bu zinnette
Selleri başkadır, yelleri başka
İçimde gezinir bir gizli ilim
Tarifden, tasvirden acizdir dilim
Akif der; ne Jalem anlar, ne alim
Halleri başkadır, dilleri başka
PANCAR DESTANI
Ekinimiz kaldı geç'e
Emeğimiz getti heç'e
Böyle kara köpek sıça
Geçdi bahar yazdan olduk
Bayburt teker Tercan tekler
Şiryan, Kelkit avans bekler
Vah vah beşiksiz bebekler
Bizi geçde sizden olduk
Çatlak eller oylum oylum
Çapa vurur yüzü köylüm
Kambur oldu fidan boylum
Elden belden dizden olduk
Pancar bizim para elin
Yaprağıyız samlı yelin
Soldu gitti sarı gelin
Oğul uşak kızdan olduk
Bağrımıza battı diken
Parpı aldık para derken
Gün aşırı kuzu yerken
Tezdi tavuk kazdan olduk
Ağır bastı borçtan kefe
Kedi oldu kürklü efe
Selam söylek bizim şefe
Resme küstü tozdan olduk
Yaslı güne yakmam kına
Almaz inek emmez dana
Kara öküz düştü kana
Sarı serhoş bozdan olduk
Lanet olsun bu paraya
Beş fireye on kiraya
Kesedeki de gitti araya
Elli aldık yüzden olduk
Arpa buğda çavdar yaslı
Çiftçidir Akif'in aslı
Tandır tütmez tava paslı
Çok ararken azdan olduk
YAKMA
Yakma sakın ey vatandaş
Güller gider küller kalır
Vatan vücut, ormandır baş
Kelle gider leşler kalır
Kırpılırsa kuyruk yalı
Kırılırsa dölü dalı
Pişmiş kellenin misali
İri iri dişler kalır
Biler isen bıçağını
Budar isen sen bağını
Seller alır toprağını
Kuru kuru taşlar kalır
Acı behey zalim acı
Çınar kardeş çamlar bacı
Yanar gider yeşil tacı
Kırız kırız başlar kalır
Bana gelsin o ağrında
Ben ölürüm sen uğrunda
Vatanımın gül bağrında
Sivri sivri şişler kalır
Çıplak çıplak duran dağlar
Onlar ağlar Akif ağlar
Azgın an kızgın çağlar*
Ciğerime işler durur
|
|
|
sonraki sayfa
KÖYÜMÜZÜN TARİHÇESİ
İbrahim Hakkı Hazretleri'nin "Harabat ehline hor bakma şakir! defineye malik viraneler vardır." beyitine istinaden itiraf etmek isterim ki; vatanın vahşi bir köşesi vehmiyle ilk öğretmenlik vazifesi alan memurlar, bilahere müşahedeleri neticesi aynı beytin beyanatına bağlı bulunan medeniyet menbaı övünülecek derecede örnek bir köy olduğunu itirafdan imtina etmemişlerdir.
Yeni ismi olan Yuvacık köyünün kültürel, sosyal, coğrafi ve tarihi tarif ve tasvirini tahrif etmeden tam manasıyle yapıp teşhir edebilmek için, ister istemez Yuvacık isminin tahili ve tadilatı üzerinde durmak gerekiyor. Şöyle ki ; yuva kelimesi her ne kadar sıcak bir sığınağın sempatik sıcaklığını ifade ediyorsa da, sonuna eklenen cık edadı aynı değil aksi bir sıfatı serih ile bu büyük köye gayri tenasüp bir tenakuzun tezatını tevlid etmektedir.
Havcuş, Hozbirik, Bizgilli, Pulur ve Köse köyleriyle çevrili otuzbin dönümlük zengin ve zirai zeminiyle, jeolojik ve coğrafi çehresiyle, kükürt, kömür, amyant ve demir gibi metali metahlariyle ve daha birçok tabii ve tarihi zenginlik, emare ve alametleriyle başlı başına eski bir eyalet veya vilayet olan Yuvacık köyünün kuruluş tarihini, Ceneviz Türklerine tekabül ettiren köyün eski sakinlerinden seksenlik doksanlık dedelerin ef'ale dair esrarengiz ve efsanevi söylentileri,
bugünkü asarı ilede kabili kıyas ve mugarin oluşu bilhassa dikkati şayandır ki, eski ismiyle daha vasi bir veçhe arzeden Gelinpetek köyü asırların dahi sinesinden silemediği asari atika ve naturalizm mıntıkalariyle arkeolojik bir arazide, dolayısıylede güneydoğu komşularını kuzeybatı beldelerine bağlayan Göyşora Geçidi gibi çok mühim statejik bir muhitte meskündur.
Bilhassa hayvancılığa elverişli mebaul bir otlağa, münbit bir toprağa, kısmen ağaçlı ve sulu bir dağa sahiptir. Yeşilırmak en gürbüz kol ve kaynaklarını bu güzide güzelliklere güzergah olan Göyşora Geçidinin sağ ve sol cenahlarındaki cesim cebellerin boynundan, karlı koyakların koynundan alır. Kelkit Çayına kekik çeşnisi veren çeşmeler, hakiki rengi veren şorşor ve şellaleleri yine mezkür geçidin güneyindeki Karsaçan mevkiinin bağrından boşanır.
Yayladan ovaya doğru süratle seyridip serpilen bu sel ve sular, köyün hemen altında birleşerek azgınlığıyle beraber ardında her türlü mahsüle müsait münbit bir delta bırakıp söğüt ağaçlarının makesi mecrasında yeşil harelerle raksederek servürevan bir sevgili gibi salına salına, mavi mecvereleri arasından yükselen beyaz dantelli mor mendilini sallaya sallaya menbaına veda edip menzili maderine ermek üzere gitgide kükreyip köpüren bir arslan heybetiyle Kelkit Vadisinden ana vatanına doğru çağlayıp gider.
Bu coşkun suların yalayışıyle yıpranan yaylalarda cani cellatların katliamı ile kanayan kaynaklara kanat gerip hayat veren ardıç ve çam ağaçlarının seyrek serpilişlerinde, serhoşca bir serilişin sızısını duyan devletimiz, şu son zamanlarda bu çirkin çıplaklığa çok büyük bir alaka atfedeerk erezyon afetiyle eriyen bin dönümlük arazinin ağaçland&ırılmasında ve beşyüz dönümlük bir mera islahının dahada genişletilmesinde israrlı bir istekle çalışmaktadır ki, bu engin enerji gitgide dahada gelişerek yukarıda bahsettiğimiz tarihi kalıntıları kurcalayıcı ve koruyucu bir kuvvet olarak tezahür edeceği daha şimdiden şüphe götürmez bir gerçek halindedir. Köy halkının kendi telafuz tarzlariyle Cinavuz zamanından kalan kanalizasyon, kilise, kemer ve buna mümasil diğer bir çok mimari mevcuttur ki bunları halen 50 cm. çapında, 10 m. uzunluğunda zamanımızın dahi zevkini okşayıcı bir zerafetle işlenmiş taş direkler, hisar ve hamamlar halinde görmek mümkündür.
İşte böyle daha bir çok metahı memalik ile meskün olan bu koskoca ovayı bir yuva kelimesinin cüceliğine sığdırma mantıksızlığına üzülmemek elde değil. Yuvacık isminin resmi ilanatı, bu köyün azametine karşı adilik ima eden bir ihanettir. Çünkü hadiseye bu tatlı ve temiz ismi, kirli bir kemha gibi imha edilecek köyümüzün sırtından soyundurulup atılması açısından bakılırsa bizzat sinemizden sökülüp alınan bir ciğer acısı duymamak kabil değildir. Bunca delaili mevsuk ile mukayyet ve tarihi tekamülün ilk temel ve timsalleriyle tezyini temayüz eden köyümün külliyatını yuvacık kelimesinin küçüklüğüne sığdırmak bir budalalık veya bilgisizlikden ziyade büyük bir ilgisizliğin iğrenç ifadesinde matufdur. İşte bunun içindir ki yadırgadığım yeni Yuvacık isminin kapsayamayacağı kadar geniş gösterişiyle bir gönül bir deva diyarı diyesi geliyor insanın içinden bu köye. Hatta petek gibi dolgun tatlı ve tavlı gençleriyle, toy, turna, lale, sümbül ve sürülerinin süslediği sahasiylede Gelinpetek, Çeçe Osman, Mehriban, Mahi ve Mehrali gibi mahir ve son olarakda benim gibi bedbaht şairler yetiştirmesiylede adeta Ozanlı diyesi geliyor insanın içinden bu köye. Netice olarak umumi parlak panaromasını çizmiş olduğum köyümü en tatlı en Türkçe olan Gelinpetek isminin iyadesi israrından ömrüm oldukça istinkaf etmeyeceğim.
Ben bugünkü şairliğimi, halen halkın dudaklarında mısralarını büyük bir merak ve muhabbetle mırıldandığı herhangi bir halk ozanından değil, şairane hatta şahane bir şehir şirinliği arzeden bu şifa ül sefa diyarının derinliklerinden ve torunu bulunduğum Timurhan gibi bir cihangirin tekbir avazeleriyle titrettiği bu tarihi toprakların ilahi terennümünden tevarüs etmiş bulunuyorum.
Aşık Akif Timurhan Zevraki
|
|