|
Nasıl Kurtardık şiirini sesli izlemek için
tıklayın
Aşık Zevraki'nin babası Gazi Kamil,
dayısı Gazi Beyler Seven ve amcası Gazi İsmail Celal Timurhan'ın anılarıyla...
NASIL KURTARDIK
Nasıl kurtarıldığı bilinmeyen bir mülkün
müdafası da mümkün değildir.
Yanıyordu vatan yetmiş yıl evvel
Volkanlara dala, dala kurtardık
Başına derildi tam yedi düvel
Balkanlara çala, çala kurtardık
Nazlı canan için canı unutup
Yağmur gibi yağan okları yutup
Gülleye karşı da kelleyi tutup
Kalkanları ala, ala kurtardık
Firenk fikri felek fırtınasına
Kızıl kor karmış yar mor kınasına
Yiğitler yasına kan deryasına
Gam kuyusuna dola, dola kurtardık
Düşmanlar hayasız, dinsiz, duygusuz
Biz ise çıplak, aç, susuz, uykusuz
Küffardanda beter bit, kir, kel, uyuz
Kehleleri yuta, yuta kurtardık
Arap başkaldırmış, serap kızgın saç
Ayak yalın, kafa çıplak, karın aç
Kefter hiç, kehle yıkdı, yokdu ilaç
Kefenleri yırta, yıta kurtardık
O çelik, o zırlı, tunç duvarların
Topun, tüfenklerin, tank savarların
Ardındaki cani, canavarların
Burnunu yere sürte, sürte kurtardık
O dolaplıları, o deklileri
O dört biryanları yedeklileri
Yedi yamadan bir etekllileri
Köteklere çeke, çeke kurtardık
Havaya şahlandı şahinin hırsı
Antebi, Maraşı, Sivası, Karsı
Vallahi billahi binlere karşı
Birer, birer çıka, çıka kurtardık
Göğsümüze kusup iğrenç öcünü
Gülleler denerken direnç gücünü
Alçaklar ağzından bütün acunu
Gırtağına çöke, çöke kurtardık
Köpek gibi köpüren arzuları
Beze kefen kesen, o terzileri
O deyyuslarıda, o dürzüleri
Deri gibi düre, düre kurtardık
Şimşekler çakarken şiddeti harbin
Vatanı yakarken vahşeti garbın
Takadı taşdıda sinede sabrın
Tokadını çaka, çaka kurtardık
Tarih tamamlarken tufan turunu
Gülleler döverken göğüs surunu
İnsanlık aşkını iman nurunu
İçimizde yaka, yaka kurtardık
Yaramızı süngü ile dağlardık
Sargının yerine sabır bağlardık
Tepede doğduk, cephede ağardık
Cesetlere baka, baka kurtardık
Küffarın çizdiği kirli planın
Üstüne kıvrılan o kör yılanın
Komik salvetiyle kuduz sırtlanın
Dişlerini söke, söke kutrardık
Tanı dedik haydut, haddini tanı
Atına kırk ark birden atlatanı
Yediği haltı, içtiği pak kanı
Pis burnundan döke, döke kurtardık
Abluka aldılar her yanımızı
Asır almaz asla bir anımızı
Dertli tenleri, tatlı canımızı
Dişimize taka. taka kurtardık
İngiliz, Fransız kahpece hemde
Dünya hep bir oldu hemen, hemende
Savaş verip Bağdat, Basra, Yemende
El çölünde yana, yana kurtardık
Geri tepti zulmün topu, tüfengi
Cihan görmemişti böylebir cengi
Kırmızı boyandı kırların rengi
Al kanlara bata, bata kurtardık
Binbir türlü hile, hüner, ustalık
Gırtağı aşmıştı kıtlık, hastalık
Bir de kış bastırdı başa üstelik
Kürtükleri yara, yara kurtardık
Sırtı gülleli gelinler, gebeler
Kucakta çocuk, kursakta bebeler
Bastıkça narayı ürktü kahbeler
Sürtükleri süre, süre kurtardık
Çiğnedik kum gibi ezdik sertleri
Seller gibi yuttuk, yırttık setleri
Kasabaları, köyleri, kentleri
Ara, ara sıra, sıra kurtardık
Yunanın eşeği, sırp sıpaları
Ne tez unuttular sert sopaları
Mermilerin yaktığı mor tepeleri
Sinemize sara, sara kurtardık
Ağırdı yükümüz ''Ağrı''dan ağır
Dağ gibi bir yürek, taş gibi bağır
Kaynarken sinede bit vığır, vığır
Siperlere sere, sere kurtardık
Felek, Firenk, fitne hepsi dahil
Düşmandandı dahi bizim azrail
Kanlarımıza olmadıda kail
Canımızı vere, vere kurtardık
Silahı susturdu vallahi sopa
Az kaldı arzda kıyamet kopa
Gavur güllesini sürerken topa
Göğsümüzü gere, gere kurtardık
Daha köy varmıdır ölümden öte
Dönersem yazıktır emdiğim süte
Canlar kurban deyip böyle cennete
Cehenneme gire, gire kurtardık
Başına vur, döşüne, dişine vur
Dördünü birden kap, beşine vur, vur
Kum gibi kaynıyor, bitmiyor gavur
Bit gibi kıra, kıra kurtardık
Kafirler veriyor yangına körük
Kafesinin ağzında bir üfürük
Yöresi çelik ya, yüreği çürük
Çaput gibi cıra, cıra kurtardık
Kızdırdı da yurtta yatan yağızı
Birden yırttık binden atan ağızı
Kanla yüzdürdük biz koca yavuzu
Güllesine güle, güle kurtardık
Zevraki der kahbelikte galibe
Yunanlara, sırba, ehli salibe
Tövbeler verdirdik yurda talibe
Kellesine vura, vura kurtardık
Mustafa Kemal'dir ki; ruhuna olmayınca muktedir
O, çizilemeyen bir çehre, çözülemeyen bir uktedir.
|
|
NERDE
Ne oldu ey vatan o beyaz bahtına
Baktımda ağladım kara lahtına
Şakiler oturmuş şanlı tahtına
Cemal'in İsmet'in Kemal'in nerde
Reva mı sana bu yaslar yeisler
Daha dün üzengi öpen seyisler
Bugünse reis olmuş o deyyuslar
Atilla'n Cengiz'in Fatih'in nerde
Karşında sırıtan köpek minolar
Kapında kırıtan köpek finolar
Şimdi denizinde durmuş filolar
Barbaros'un hırsın o forsun nerde
İSMET PAŞA
Gazi ise o, arslanların eşinde
İsmet paşa da bir pençeydi peşinde
Vazifeyle vatanın ufuklarından
Yenilse ölürdü ellerin arından
Kara bulutlardan yağıyordu hüzün
Millet mahrumdu ziyasından gündüzün
Varınca Lozan'a toplanmıştı dernek
Parçalanıyor yurdu dayanmaz yürek
İşte bu kadar feci, acı, yas zaman
Yay vurulsaydı çıkarmazdı ses keman
Yeşil yaylalar giymişti kara libas
Alaz alaz yanmış hem bahar hem güz yaz
İnliyor arslan kurulmuş pay masası
Duymuyor bu zârı zulmün zül yasası
Nanca çakalların planıysa çetin
Arslan pençesi daha metin mi metin
Havasında deryasında kasında
Kalmıştı arslan ayılar arasında
Kimisi diyordu ki "kafa, kol, bacak"
Kimi diyor "çekin koptu ha kopacak"
Kimi diyor "kuralım tez pazarını"
Kimi diyor "tez kalksın kaz mezarını"
Birikmiş başına tilki, kuzgun, karga
Kapmak için ediyor birbiriyle kavga
Onlar çalıp oynarken böyle çengiyi
Arslan çekti kınından çelik süngüyü
Pençe vurarakdan pervasız masaya
Tasmalı tazları koydu tasaya
Düşünülür mü hiç arslansız bir dünya
Bu ne saçma ne riyalıda bir rüya
Mızrak gibi kalktı dikildi yeleler
Ürküşdü dört bir yana kahpe yelveler
Kapmak isterlerken bu yağlı kısmeti
Hep kaçtılar görünce zağlı İsmet'i
Zevraki der ki var ol sen yüce bani
Ey serhatlar şefi ferhatlar sultanı
ÇAĞRI DESTANI
Bir müjdem vardır bugün erlere
Ak minarede sela verilsin
Alın şapkayı çalın yerlere
Ölü dirilsin sağlar derilsin
Yiğit odur ki meydan okuya
Göz tezgahında bela dokuya
Burun bükmeye kana kokuya
Kanlar durulsun canlar verilsin
Ne mutlu böyle günü görene
Gelip askerlik çağı erene
Koşun binelim kara tirene
Raylar kırılsın yollar yarılsın
Yemin eyledik ulu müshafa
Geri kalmayak koşun ön safa
Kaçınca gövde uçunca kafa
Düşman dağılsın dağlar yanlasın
İnmez bu sancak sönmez bu ocak
Kurbanlar olsun kafa kol bacak
Nerden inceyse ordan kopacak
Çarlar çırpınsın çağlar anlasın
Kapın gülleyi geri savurun
Varsın kırılsın burnu gavurun
Vurun yiğitler kalkana vurun
Toplar tepinsin teker çınlasın
Davullar dövsün yerle göğünü
Şan sarsın Gelinpertek köyünü
Buna diyorlar vatan düğünü
Şerbet içilsin şeker verilsin
Toplu gelseler paslı teklime
Pes demem yine yedi iklime
Eski askerlik esdi aklıma
Şahinler kovsun şikar yorulsun
Akif, " vatanın bir kuru çamı,
Gelir der; bana kâbenin damı,
Başka göstermez gözümün camı,
İster vurulsun ister kırılsın "
|
|
|
|
|
Aşık Zevraki "Atatürk" şiirini
sesli izlemek için burayı tıklayın
Aşık Zevraki - "Atatürk"
mynet te izlemek için tıklayın
ATAM
En mukaddes mirasındır Mehmetçiğe sözlerin
Mevzilere hükmeder yine mavi gözlerin
Gelmemiştir dünyaya benzerinde, denginde
İspat ettin dehanı istibdadın cenginde
Haksızlara duyurdun hakkın yüce sesini
Sen idin yırtıp atan fanatiğin fesini
Işık tuttun evrene, değil sade çevrene
Tanrım başka bir kudret vermiş senin çehrene
Vatan, millet, hürriyet hepsi sana medyundur
Değil diyen var ise, ya meczup, ya mel'undur
Toplu geldiler de hep, eski paslı teklime
Pes demedik yinede yendik, yedi iklime
Atom çıkmışsa, atam varsın çıksın acunda
Zaferin parolası parmağının ucunda
Özün verir önüne, tüm öcünün, zorunun
Toz kondurmaz türbene tek kalsa da torunun
Emanetin daha gür, daha zorlu ve zinde
Yılmadan yürüyoruz atam senin izinde
Aşık Zevraki der bayrağına büstüne
Yad yel bile estirmem billahi ben üstüne
ATAM
En mukaddes mirasıdır Mehmetçiğe sözlerin
Mevzilere hükmeder yine mavi gözlerin
Gelmemiş dünyaya benzerinde, denginde
İspat ettin de istibdadın cenginde
Nasıl çamur atar şeytanlar şemsi çehrene
Şehitler şahittir, senin o, yiğit devrene!
Hainlere duyurdun halkın yüce sesini
Sen idin yırtıp atan fanatiğin fesini
Işık tuttun evrene, değil sade çevrene
Tanrım başka kuvvet vermiş senin çehrene
Vatan, millet, hürriyet hepsi sana medyundur
Değil diyen varsa, ya meczup, ya melundur
Toplu geldiler de hep, eski paslı teklime
Pes demedik yinede yendik, yedi iklime
Atom çıkmışsa, atam varsın çıksın acunda
Zaferin parolası parmağının ucunda
Özün verir önüne, tüm öcünün, zorunun
Toz kondurmaz türbene tek kalsa da torunun
Emanetin daha gür, daha zorlu, daha zinde
Yılmadan yürüyoruz atam senin izinde
Aşık Zevraki der bayrağına büstüne
Billahi, yad yel bile estirmeyiz üstüne
VATAN
Nebzesi nabzımda atan ey vatan
Seni cennetteki güle değişmem
Alnında doğmuş ki öyle bir altan
Yıldızlara aya güne değişmem
Cihandan daha yücedir payesi
Nideyim ben cüce bön Avrupayı
Üstüne koysalar da beş kıtayı
Vallahi billahi yine değişmem
Taç mahaldir içlerinde irisi
Tebcil ile tarif olur gerisi
Yedi yüce harikadan birisi
"Empre statı" bir ine değişmem
Yattığım çul olsa yuttuğum çavdar
Yerim olsa mezardan daha dar
Bir çil yaprağın ey çileli çınar
Hinde, minde hemde Çin'e değişmem
Aşık Zevraki hazırdır çağrına
Ne zaman basarsan beni bağrına
Sevdiğim ölmeyi senin uğruna
Yüzbin tatlı cana, tene değişmem
Türbesi, kabesi, keybü kamı var
Ne killü kali, ne cümmü lamı var
Mecnun ettin Zevraki'yi ey vatan
Senden daha lütüfkar Leyla mı var
FARKIN NEDİR
Ne meliksin, nede melik
Soyun nedir, ırkın nedir
Bir kafada yedi delik,
Soyun nedir, ırkın nedir
Senin benden farkın nedir
Can çıkmayınca cesetten
Tırnak ayrılır mı etten
Ne kurttanız, nede itten
Soyun nedir, ırkın nedir
Senin benden farkın nedir
Doğumda bir ölümde bir
Nedir bu kin, ne bu kibir
Son konağın kara kabir
Soyun nedir, ırkın nedir
Senin benden farkın nedir
Saddamdaki o, san, o ün
Noldu bugün, neyidi dün
Sanı deyil, sonu düşün
Soyun nedir, ırkın nedir
Senin benden farkın nedir
Zevraki der: biraz utan
Çaresize çelme atan
Havva annan, Adem baban
Soyun nedir, ırkın nedir
Senin benden farkın nedir
EYLE
Gürzünden kırpma gözünü
Çekme arzın bu darzını
Darlanırsan ger göğsünü
Kargılara kalkan eyle
Kat üstüne binse katı
Korkma yoktur hiç takatı
Zalimlere çal tokatı
Yeri göğü volkan eyle
Halk için sulh büyük müjde
Dağlar taşlar gelir vecde
Dalga bahre kılsın secde
Deryaları seyran eyle
Hem önüsün hemde ardı
Ha ormansın ha da ordu
Yalın olmaz aslan yurdu
Bozkırları balkan eyle
Yalamazken Zevrak tutan
Utanmıyor balı yutan
Öksürmesin öksüz vatan
Sen sineni yorgan eyle
DOSTUM
Nametlere yakın durma
Namın gider boşa dostum
Sonra dönüp döşen vurma
Gamsız dertsiz yaşa dostum
Kurtlusuna söve söve
Tatlısını taşır eve
Kalsa burçta kuşa meyve
Tutar seni taşa dostum
Avcı diye yazısı yok
Tüfeği yok tazısı yok
Gelki tülek tuzağı çok
Yıkar seni tuşa dutsum
Veran olur yeşil seran
Gafil kalma sakın bir an
Zevraki der ayık davran
İş düşmeden başa dostum
VERMEM
Aşk okundan al yarayı
Ağyar ile aç arayı
Bağladığım bu karayı
Yeşil atlas, ala vermem
Daim çağla, dolup bahri
Deri bağla olup dehri
Yar sunduğu, acı zehri
Şeker, şerbet, bal'a vermem
Ne huzurlu, ne huşulu
Nede gezdim, mor puşulu
Büründüğüm, bu pis çulu
Kutmu, kumaş, şala vermem
Zemindeki, yoklar, varlar
Zamandaki çingen, çarlar
Kudursada, hep kırallar
Efe, şefe, şaha vermem
Yerden, gökden, sen sor onu
Gülle sökmez sert surunu
Alnındaki, ak nurunu
Şafak, şemse, maha vermem
Kır, bayır, dağ, bağ, belini
Anavatan, Türk elini
Al bayrağın, tek telini
Dünya dolu mala vermem
Akif der ki; ey nevcivan
Cem olsada cebri civan
Aslan, kaplan, bin pehlivan
Ali, Rüstem, Zal'a vermem
BEN OLAYDIM
Zafer var, şan şeref var duruşunda
Yanındaki şeridin ben olaydım
Var şölveni...vatana vuruşunda
Yolundaki şehidin ben olaydım
Yarınsın sen! bugünsün sen, sen dünsün
Kalpler hakka, kıbleler sana dönsün
İsterse kamer kararsın, isterse şems sönsün
Nuransın, kuransın, sen imansın dinsin
Dört kitapda şahidin ben olaydım
Hüsnünü deremez türlü hatipler
Vasfını veremez küllü katipler
Doğmasaydı, Kemal, Mehmet Akif ler
Dünyadaki şairin ben olaydım
Durmasın damarım, uğruna aksın
Dinimden durusun sen, kardan aksın
Şeriatsın, tarikatsın sen haksın
Şavkındaki şiirin ben olaydım
Dikildiğin yere adalet, ahenk
Jaleye renk* verirsin, laleye renk
Akif der; Kırklareli nden Kars a dek
Altındaki nehirin, köyün, şehirin ben olaydım
|
|
|
sonraki sayfa
GAZİ KAMİL TİMURHAN'IN
DOĞU CEPHESİ ANILARI
( Kaleme alan Aşık Zevraki )
(Sayfa düzenleyicinin notu: İnsanlığın barış ve kardeşliğin kıymetini bilmesi umuduyla.)
Evet, Baba! lütfen yaşamış olduğunuz o, harp; o, hakiki hunhar, o, hayasız saldırıların nasıl savıldığına dair hatıralarınızı anlatır mısınız ?
Hayhay oğlum! İnsanlık için anlatılması bile çok ayıp çok adi acı olan o, anıları, kulağınıza küpe edip daima ayık bulunmanız için anlatıyorum; şöyleki;
- Oğlum o, kafirlerin köylerimize kentlerimize ettikleri kötülükleri zulümleri ben size şimdi nasıl anlatayım,
bu işin ilerisi gerisi ne kaleme ne kelama sığmaz ama ben yine şöyle keseden kısadan gideyim.
Bir gün emir geldi ki Kara Kazım Paşa bizim dokuzuncu kolorduya , kolordu komutanı olarak geliyormuş.
Hadi bakalım biz Refaye'den, bindik süvari bölüğü olarak, Malatya'dan geliyormuş Kara Kazım Paşa
Gittik Eğin'de karşıladık aldık geldik. Bu yanda Koçgiri köyü var akşam namazı orada kaldık.
Benide Kara Kazım Paşa'nın çadırına nöbetçi koydular ama kış günü ki kar ahan burada belde.
Tükürsen yer düşmeden buz oluyor. Neyise o gece orada sabahladık. Sabahtan kalktık Refaye'ye geldik.
Bir iki gün kalmadan gine bir emir geldi ki haydi harekat var Urus çekiliyor, Ermeni ortalığı yakıp yıkıyor
Rus mevzileri Ermeniye teslim etmiş. Biz açık araziden hücuma geçtik ama acımızdan adım atmaya takatimiz yok birer tane kuru peksimet dağıttılar oda yarı yarıya taş kum kıl ama yine bal gibi yiyoruz.
Sade biz olsak neyise atlarda aç arpa marpa bişe yok torbaların dibinde birer avuç iri kuru saman, neyise birde Melişerif'li Mehmet var bir oğlan, ikimizi ileri keşif kolu çıkardılar gettik ki o, Kıranhan'a elli yüz metre kalarak iki atlı var bizi gördükleri gibi haydi babam attılar, oradan dere aşağı kaçtılar, biz hemen geri döndük bölüğe haber verdikki ileride iki atlı vardı bizi gördükleri gibi kaçtılar biz onları peşini takibe gidiyoruz bölük eğlenmesin gelsin. Gettik ki onlarda kaçmış getmişler. Kıranhan'a indik ki ne yok ki ne o, yağlı peksimetler konserveler, hele somunlar ki ahan böyle böyle bir tanesi gelir beş okka Rus koymuş kaçmış dolu ortalık zebil, birde bize diyorlar ki Urusun unu buğdayı yoğumuşda göya bize şeker verip bizden yerine un alıyormuşlar. Halbuki neyin yoğu düzdünya yiyeceklerden tutulmuş Urus hep yollara tökmüş getmiş, neyise biz öyle bir ganimete düştük ki artık sorma ye babam ye tükeneceği mi var ki; bütün her tarafımızı doldurduk somunların bir kısmınıda ofalayıp atların torbalarına, yağmurluklara doldurduk, o bizim kurtlu peksimetleri de döktük. Çuvallara kavurma tekerlerlerini adamakıllı sardık attık mekkarelerin üstüne.
- Baba, eyki demiyorsunuz; bunlar zehirli mehirli olurda hep ölürüz.
- Ohooo! Tarpak başaan! Millet açlıktan kırılmış ki, bir öğün tek karnı doysunda ister zehir olsun ister zıkkım kimin umurundaki ama, neyin zehiri, kafir hem zengin hem de merhametliydi,hoş bu Ermeni gibi Ruslar galleş kahpe deyildi ki. Çok zaman mevzilerden bize mavzer kurşunu değil, meyva sigara, bunu şunu atardılar, harp zamanı harp, istirahat zamanı komşu gibiydik,bize ne ettiyse içimizdeki Ermeni etti, süngü süngüye geldik miydi ne Urus nede Ermeni yedili koz gibi yerdik.Gelgelelim ki bu kahbe Ermeni galleşlikle bizi hep arkadan vurdu. Urus değil, asıl bu gavurdu , çoluk çoçuğu içeride hep kasdı kavurdu.
Neyise efendim uzatmayalım bunun peşine bindirdik akşam namazıydı, Yerhan'a indik. Erzincan'dan buyana Çardaklı var, Çardaklı'dan Yerhan'a indik ama kış kıyamet askerin çoğu ayağını üşüttü. Ne olacak zaten ayağındaki yırtık çiteli miteli çarık, o geceyi Yerhan'da geçirdik, oradan yürüttük Veğaver'e yanaşmadan bize bir ateş açıldı. Meğerse bu kafir Ermeni bize pusu kurmuş orada epeyim şehit verdikten sonra bunları tekrar püskürttük.
- Baba Kara Kazım paşa ne oldu ?
- Ne olacak onlarda geriden kolordu, fıkra piyade bütün ağırlık hep geriden geliyor. Biz süvari bölüğü ileride keşif kolu gidiyoruz. O gün akşama kadar harp ettik Ermeniyi bozduk ama bütün etraftaki köyler hep silahlı Ermeni biz açıkda, onlar zamanında mevzi almış yerleşmiş kolay kolay sökülmüyor ki kafir.
Biz o gece biraz toparlandık sabahleyin kuşluk vakti o, Serçe Boğazını çıkacak yerde yeniden bize ateş açtılar. Orada bir tepe var ki Kıble Pınarı tepesi, o tepenin üstünde Ermeni mevzilenmiş bizim haberimiz yok. Onlar hesap etmişler ki , bizim askerler oradan geçerken onları görecek, başlamışlar ateş etmeye ama nasıl ateş Allah hazfetsin yağmur gibi kurşun yağıyor. Bizimle beraber Kom'lu Hasan onbaşı varidi ileride keşif kolu, bir kurşun geldi atın zamha kayışlarını kesip karnına saplandı at düşdü oğlan kendini mevziye attı.
Aşağıda bizim piyade var onlarda o tepeyi hedefe aldılar derken o tarafdan bize ateş biraz azaldı, bizim yüzbaşı ateşi kestirdi. Kalehisar'lı İseyin Çavuş varıdı. Yüzbaşı dedi ki, İseyin Çavuş yanına üç tane nefer al, şu teyi arkadan doğru tepeyi tutup ne var ne yok anlayıp geleceksin! İseyin Çavuş da üç nefer alıp tepeye tırmandı neferlerinen beraber yere yatıp biraz nefeslendikten sonra, birinci manga sağa ikinci manga sola deyip sıçradılar. Aramız zaten yakın seslerini işitiyoruz. Halbuki bir nefer bir tarafında bir neferde bir tarafında var. Hemen siperden sıçradıkları gibi bizim piyade onları düşman zannedip ateş etmesin mi, Duymadık'lı Hanefi vardı ki, pireye atsa vururdu. Onların o sıçramasında nasıl attıysa İseyin Çavuş'u vurdu. Yüzbaşı bağırıyor ulan atmayın ulan atmayın Hüseyin Çavuş'u vurdunuz atmayın atmayın, ateşi kestiler koşduk gettik ki ne gidek İseyin Çavuş sol böğründen yarayı yemiş hama hama ölmede. Bütün arkadaşlar hep ağlaştık helallaşdık, Hüseyin Çavuş, o can havliyinen kelimei şahadet getirip dedi ki: Uşaklar Allaha şükür ki kardeş kurşununa kurban gettim şehit oluyorum. Yoksaki o kahbenin kurşunu bana işlemezdi deyip Allahın rahmetine kavuştu. Tepeye çıkdık ki kafirin kimisi kaçmış kimisi gebermiş kimiside yaralı yatıyor. Yüzbaşı emir verdi Ermenilerinde yaralarını sardırdı biraz da mataralarına su koydurdu.
-Baba ne faydaki Hüseyin Çavuş getti
-Ya oğlum getti zaten akşam namazıda karanlıklamışdı. Kaleysar'lı İseyin Çavuş'u biraz kar eşdik karla üstünü çulladık. Biz yine gece vakti dağdan belden derken Koççekmez'e indik sabah ışıkladı.
Yüzbaşı bana dedi ki, Kamil sen Kelkit'lisin buraları tanırsın şu köye gette atlara biraz arpa saman tedarik ettir. Bende beş altı nefer aldım yanıma, Urumsaray var bir köy Alevi köyü oraya gittik onlarda bizi gördüler hep dağa doğru kaçıyorlar. Ben bağırdım bunlara; olan kaçmayın korkmayın biz Osmanlı askeriyiz gelin biz sizden haber almaya geldik derken merken, birde baktım ki bir tanesi bize doğru geliyor. Geldi ki ahan sakal bıyık belki bir part var. Hemen gelir gelmez atların ayaklarına kapandı başladı atların dırnaklarını öpmeye. Vay geldiğiniz yollara kurban olayım, ben bu gece rüyada gördüm, komşulara dedim ki bu gelen Urus değil, muhakkak bizim Osmannının süvarisidir ben gideceğim ölürsem de bu yolda öleceğim. Tamam dediğim gibi rüyamda gördüğüm gibi çıktı. Şimdi ne dilerseniz bizden dileyin diyerek köye doğru Kürtçe bişeler bağırdı. Birde baktık ki köyden torbasını çuvalını dolduran geliyor, neyise gene bolluğa düşdük. Askeri hep köye taksim ettiler öbür köylere de haber salmışlar gelen gelene belki onbin kişi bürükdü başımıza, ağlayan handa, sızlayan handa, sevinen handa askerlerin atların ellerini ayaklarını öpüyorlar hep. Bizi bu zalim Ermenilerin zulmünden kurtarın diye kurbanlar kestiler, arpa saman, yiyecek giyecek tüfek mermi derken meydanlar hep doldu arabalarını koştular ileriki mevzilere kadar mermileri yiyecekleri taşıdılar ki, o sıra hükümetten çok bize Aleviler yardım ettiler. Ertesi günü yanımıza da kılavuz kattılar o gece Çamur'a geldik , sabahtan kalkdık Kör Misto, diyorlar Kör Mistonun köyüne geldik Semenk Köyü orada Mustafa Ağa isminde bir kürt var oda bizi sahiplendi askeri köye taksim etti.Yüzbaşıyınan bizi de yirmi otuz neferi kendi konağına götürdü. Artık hizmet hürmet haddinden fazla, birde oğlu var Mustafa ağa'nın iki gözü de kör, keman çalıyor ama nedeceksin sorma getsin.
Neyise oradan da kalkdık Piriz'den Hovuk'dan vurduk ordan Kargın deresinden Karasu'dan aşdık arka tarafa, Mamahatun'a indik. Fıkrada, Sansa deresinden doğru dolandı onlarda Mamahatun'a geldi bize kavuşdu. Ordanda kalkdık hababam hababam derken Erzurum'a yanaşdık ama asker hep hışır oldu.
Hem kar kış atlar batıyor, hemde devamlı harp ederek gidiyoruz. Karabıyık hanlarına geldik, bir emir geldi ki Deli Halit Paşa süvari bölüğüyle beraber Haydarı tarafına aşacak devamlı düşmanı takip edecek.
Haydarı'den aşdık ileride Özbey köyü var orada Halit Paşa geldi topladı bölüğü dedi ki burada bir saat uykunuz var, şafak sökmeden karşıki tepeleri tutacaksınız. Ermeninin ağırlığı hep orada. Efendim, biz şafak sökerken tepeyi etekledik ama, kafir mevziye yerleşmiş, biz daşlara atıyoruz, o ete atıyor. Ha ha derken arkadan altıncı piyade bölüğü kavuşdu, Ermeniyi mevziden sökdük. O dağlara ovalara bir harıltı çökdü ki zannedersin dünya zelzeleye getti. Ortalık biraz ışıkladı, meyer üçüncü bölükde bunları ön tarafdan çevirmiş, derken bunları hasır gibi yerlere serdik. Ama bizdende hamadaki 1000 kişi şehit verdik. Bir okadarda kafirler kaçarken köylerdeki ahaliyi yakmış yıkmışlar.
Biz o gece Makanta köyünü tutduk. Halit Paşa yine askeri topladı epeyce nasihat ettikden sonra dedi ki: Sabah namazı Erzurum'a gireceğiz, Urus yeniden geri dönmüş, düşmanı iki ettik ona göre ayağınızı denk alın. Neyise hareket ettik Dutcu köyüne geldik, sabah hemen hemen ışıklamada , aldı dürbünü Erzurum'a bir bakdı. Bir tanede ufak bir dor atı var seyise dedi ki atın üzengisine bas Ruslar çekiliyor hücum dedi atın üstüne atladı.
Süvari önden piyade peşinde acele yıldırım gibi Tebriz kapısından içeri dolduk ki, girdik ki, ne girek ne görek, ne can dayanır ne yürek, girmez olaydık, görmez olaydık. Şehiri bir yağ kokusu et kokusu sarmış ki burnumuzun direği kopuyor. Bütün ahaliyi çoluğu çocuğu hep toplamış doldurmuşlar camilere Kars kapısındaki o, kemer daş kışlalara serpmişler gazyağını vermişler ateşi kimi kömür olmuş, kimi kebap olmuş kimisi kül olmuş kimiside o küçük çocukların kimiside pencere demirlerinden canlarını dışarı atarken, herhaldeki anaları atmışdır çocuklar yanmasın diye onlarda sığmamışlar demirlerden yarısı içerde kafaları dışarıda kavrulmuş kalmışlar duvarlara aşağı su gibi yağ akıyor yavrucakların yağları ta yola kadar akmış. Artık bizim aklımız başımızdan çıkdı bu vahşet karşısında olanca asker az kaldı ki hep çıldırak. Bir camiye gettik ki milleti doldurmuşlar gaz tenekeleri daha duvarın dibinde dolu duruyor. Eğer bir dakka daha geç kalsaymışız onlarıda aynı vaziyette yakacaklarmış bereket versin ki yetişdik. Kapıları kırdık milleti kurtardık ama sankide hepsi canlı cenaze gibi olmuşlar kanları kurumuş benizleri uçmuş çoğununda nutku alınmış. Neyse biraz sonra ayıldılar elimizi ayağımızı öpüp yılan gibi bacaklarımıza dolanıp yüzümüzü gözümüzü yalayarak. Allah sizi nerden göktenmi yerdenmi gönderdi yoksa o, kafir Ermeniler bizi hep canlı canlı hep yakacakdılar diye hem söylenip hem sevinip hem de ağlıyorlardı. Onların diğerlerinin yandıklarından haberleri yokdu seviniyorlardı. Bizi de tek teselli ve teskin eden onların kurtarılmasıydı.
Bir camiye daha gittik ki o da ağzına kadar cephane dolu, kapıları kırdık cephaneyi hep halka dağıttık genç ihtiyar eli silah tutan, sopasını karmasını kapan gavurun peşine bindirip Kars kapısından dışarı dökdük, bu acının üzerine kafirin kellesine çökdükde çökdük, yediği herzeyi, içtiği pak kanı pis burnundan dökdük de öylemi dökdük, dik burnunu kırdıkda belini büktükde öylemi bükdük, tarif edemem. Zaten Ermeninin asıl ağırlığı Yavu tarafındaydı. Biz ordan vurduk, Yavu'dan Kavurma çukurundan aşdık Hasankale'den Horom düzüne geçtik.
Orada da epeyce harpden sonra Ermeniyi yine katöğ ettik. Yüzbaşı çekdi kılıcı hücum dedi. Ermeni girecek delik arıyor, bir sıçan deliği bin kuruş. Orada tutturamadı, bir köy var ileride Selim köyü , Selim köyünden vurduk geçtik Digor tarafına, Ani'den Pirveli'ye çıktık, yassı olmuştu gene bir emir geldi ki; Gümrü'ye hücum olacak, sabah namazı Gümrü'ye girdik. Gümrü'de gene gavuru bozduk, bozduk ama Gümrü'de öyle bir ana baba günü oldu ki, gümbürtüden kılıç şakırtısından tozdan dumandan güneşin gözü tutuldu, gavur ağzını gözünü şaşırdı. Her ne kadarki çalındı çırpındıysadaki beş para etmedi. Çalı söker gibi sökdük attık.
Oralarda epeyim kaldıktan sonra, gene bir emir geldi ki Alagez Dağından Pembe Kara Kiliseye aşılacak. Vurduk Alagez dağına cıkdık ki bizim piyade orada, neyise o geceyi dağda geçirdik, sabahdan gene hücum döndük Alagez Dağına aşağı ki ne yerler, ne yaylalar, ne koyaklar, ne sular; neyise uzatmayalım indik Pembekara Kiliseyeki bizim esirlerden altı yüz tane doldurmuşlar bir yere yakacaklar. Hani biz acele süratli gidiyoruz. Kafir daha tutduramamış, yakmaya fırsant bulamadan kaçmış. Ahali bizi gördüğü gibi öyle bir şivan kopdu ki zannedersin koyun kuzu birbirine karışdı. Neyi onları kurtardıkdan sonra biz gene kafirin peşinden bindirdik.
Tekrar bir emir geldi ki; otuzaltıdan buraya gelecek, onyedinci fırka Revan'a gidecek. Orda biz vurduk aşdık Revan'a, gettik ki dutlar, kirazlarda yeni çıkmış, yine bolluğa düşdük ye babam ye. Ama Revan'a düşene kadar çekdiğimiz rezaleti çileyi, açlığı, pisliği bir Allah bilir bir de ben...
(Bu bölümle ilgili ses banları çözümlenip eklenecektir)
Tam sekiz sene günü gününe askerliğim var, o cepheden o cepheye ama Allah bir günde beni darda koymadı ki; hele Toparlak'da Urusun top mermilerinin güllelerini kuyuya gömerken nasıl olduysa bomba patladı barut deposu ateş aldı. Allah hıfzetsin öyle bir gürültü kopduki yer gök hep sallandı. Ulan ben kendi kendime dedim ki, yarabbi bu neydi acaba kıyamet mi kopdu ne oldu. Bir okadarki göğe doğru gittiğimi gördüm beklide iki minare boyu havalanmışım geldim kuyunun dibine düşdüm. Ne kadar havalanmışım ki hesap et kılcım yokuşa giderken kından sıyrılmış kuyunun dibine akmış kabzeye kadar yere gömülmüş kaldım tozun dumanın içinde bülüğün her biri bir tarafa kaçmış. Ben başladım kuyunun dibinde bağırmaya uşaklar beni buradan alın diye. Neyise o, toz duman çekildikten sonra geldi beni çıkarttılarki hiçbir şeyim yok sadece gıcılık parmağımın ucundan bipırtık kanamış. Bitek Akçaabat'lı Canfer Çavuş'un atına bir taş vurmuş at ölmüş bölükde başka bir zaiyat yok.
Öldürmeyen Allah öldürmezmi öldürmez. Şarapnel vurdu palaskanın üstünden karnım şişdi yine Allahın izni ile bir şey olmadı.
- Baba çok çile çekmişsin sekiz sene hiç izinsiz istirahatsız askerlik yapıp izdiraplar görmüşsün ama ne fayda ki ne madalya aldın nede maaş. Üstelikde hem fakirsin hem de yüz üç yaşında yardıma muhtaç bir gazisin!
- Aman hay oğul hoş ben maaş için madalya için muharebe etmedim, millet için, vatan için.
İSMAİL CELAL TİMURHAN'IN SARIKAMIŞ ANILARI
(Bant çözümü-sesleri alan Aşık Zevraki)
-...Bir de baktık Enver Paşa geliyor, bizim daha harp edecek şeyimiz yok yav, heriflerin çoğunda elbise yok kimisi çuval takmış sarmış, bitek nizamiye askerinde var elbise ihtiyatta elbise yok. Geldi ordan bizi aldı, düşmanın karşısına biraz asker koydu gerisini aldı gittik iki üç günden sonra döndük sağa, Kars'ın yolunu kestik, tirenleri esir aldık Sarıkamış kaldı içerde Sarıkamış, Kars Kahızman kaldı bu yanda, neyise aldık orayı sabahılan düşman veriyor kurşunu. Şimdi bu hep bize hücum ettirmiyor ..herif veriyor makineliyi topu akşama kadar askeri kırıyor kalıyor beş on tane, yerine yenilerini gönderyorlar, birkaç gün böyle edince zabitler dediler ki; yav hep birden hücum edelim ya ölelim ya kalalım. Diyemediler tabii Paşaya, Alaman Paşasına söylediler Alaman Paşası da ona söyledi, bana emir mi veriyorsun diye mapus etti, o gece dondu öldü orda Alaman Paşası. Uzatmayalım biz artık böyle harb ediyoruz...neyise hani dedim ya sana saracı getirdim, ...durdum şimdi oldu altıncı gün.
- -Nerede?
- -Orada Sarıkamış'ta altı gündür harp ediyoruz. Şimdi Hasankala'daki asker bizi duymuşlar ki, şimdi biz Sarıkamış'ı aldık ya, ordan hücum etmiş, önünde olan Rusu bozmuşlar annadın mı?
- -Evet
- O Rus gelmiş bizi arkadan almış, ha şimdi o gece gündüz harbettik biz... İsmail geldikten sonra ..bir tozak kar yağdı ateş kesildi şimdi yatacağız. Orayı unutturma İnönü keşfe geldiği zaman yarbaymış kurmay yarbay, zabitlere demiş ki; Bak işte gördünüz mevziyi düşmanın nerde olduğunu, ya bir tane kalana kadar kırılacağız, ya bu tepeyi alacağız. Dediğimiz gibi de yaptık aldık o cepheyi. Orda bak İsmet İnönü işe yaramasa... sonra tekrar aldılar Bağdat cephesine yolladılar.
- Yav... hakkı ödenir mi o adamların...şimdi de beğenmiyorlar
- He, neyise ordan uzatmayalım biz Sarıkamış'a geçelim. Sarıkamış'ta tozak kar yağdı... şimdi yere yatmaya yatamıyorum baksana. Olan başımı koyacak yer yok kulağıma kar dolacak. Ula İsmail şu çadırını bi versene, yok dedi ben çadırımı veremem hiç kimseye dedi, kendi çadırına büründü.
- Kim diyor?
- O saraç, yolda getirdim ya onu... vermiyor çadırını, kalpağı koydum başımın altına...başı açık Allahuekber Dağı'nda, şimdi yorganın altınada üstüne de battaniye koysam üşüyorum, demek ki gençlik alameti yav, millet... var...gençlik alameti, başımız oldu keçe gibi, sen benle konuşuyorsun seninde gözlerin ağzın heryerin bit benimde. Bit, bitten görünmüyor, seninde kirpiklerin, bıyıkların hepsi bit benimde, ne sen bana bişey diyorsun ne ben sana. Başımız olmuş keçe gibi kirden bitten yahu.Üç dört ay bir şey görmedik orda tozun toprağın içinde poğta püsürde... kurşun bile kafamıza geçmez yahu keçe gibi olmuş, kir bit hep dolmuş başımıza saçlar uzamış...
Gazi Kamil Anılar-3 sesli izlemek için
buraya tıklayın
|
|