|
ANAM SENİ
Dostlar ile eşler ile
Anam seni anam seni
Döküp yuyam yaşlar ile
Anam seni anam seni
Ömrüm geçe günden öne
Ne tükene ne de söne
Tandır gibi döne döne
Yanam seni yanam seni
Sana göre şu cihan ne
Hatta kan ne can ne ten ne
En tatlısın diye anne
Sunam seni sunam seni
Benim için ömür ördün
Büyüttün de ne gün gördün
Dövdüm; dedin kolun yordun
Anam seni anam seni
Mekan olsa şu yedi kat
Sığmaz sendeki şefkat
Kara yerler yedi fakat
Anam seni anam seni
Tandır ocak toz terekler
Mor medekler boz inekler
Koyun kuzu meler bekler
Anam seni anam seni
Kabristana gelen insan
Bir fatiha eyle ihsan
Rahmet kılsın ulu süphan
Anam seni anam seni
Zevraki'ye uyar elem
Zevk eylesem kınar alem
Ziyarete gidem gelem
Anam seni anam seni
Aşık Zevraki'nin can dostu,
Kelkit'in aydınlık öğretmeni
Uğur Vural' yazılmış ağıttır.
UĞUR'UM
Dünyaya perdesiz pencere derler
Akti bitti baktı gitti Uğur'um
Nice bin erleri yemiştir yerler
Çınar gibi çöktü gitti Uğur'um
Gelir o pehlivan başa park eder
Biner döşe pervaz eder çark eder
Ha yedi olmuş ha yüz ne fark eder
Yıldız gibi aktı gitti Uğur'um
Envali, ahbabı, esvabı soyup
Nereye gittin ki bizleri koyup
Közleri bizdedir özleri kayıp
Şimşek gibi çaktı gitti Uğur'um
Cisminin yerini tutmuyor resim
Uzadı hasretlik geldi göresim
Ağrım bindi cana Ağrı'dan cesim
Belimizi büktü gitti Uğur'um
Gelin dost yasını yarıya bölek
Geriye gelmez ki yerine ölek
Ecel kimi izler bizler ne bilek
Yarenleri yıktı gitti Uğur'um
Hamdü senalar bizden alıp verene
Sağlık olsun eşe dosta yarene
Çalınsak çırpınsak buna çare ne
Zevraki'yi yaktı gitti Uğur'um
akti:sözleşmesi pervaz:dolanmak
enval:mal,mülk esvab:elbise
hamdü sena:Allaha şükretmek
|
|
*
BENİ
Sayın Nejat Birdoğan'ın mezarına toprak atılırken
Aşık Zevraki de, bu üç kıtalık şiir buketini kabrinin üstüne sessizce okumuştur.
Sevgim derya umman derdin çok büyük
Üç kere görmekle doydun mu beni
Hasretin kabimde çekilmez bir yük
Peşinden ağladım duydun mu beni
Datlı tebessümlü dalgın dideler
Ağrımı azdırır bağrımı deler
Dindi şen sahneler indi perdeler
Hicran hançeriyle oydun mu beni
Önce dişledi ya anca işledi
Nemli gözüm namlı Nile eşledi
Saki gitti dem bitti gam başladı
Boş camla baş başa koydun mu beni
TEDBİR AL
Tedbir al can tende eylemez tehir
Tokmak değmek üzre o zati zile
Hayat dediğimiz bu nazlı nehir
Çağlar gider mevla denen menzile
İster aslan kaplan olsun ister fil
Kisra da bulamaz kendine kefil
Gayet ayık davran olma ki gafil
Azık bağız elindeki mendile
Nöbet bizde n'olmuş nice nicesi
Yana yatmış yosun tutmuş hecesi
Koyu karanlıktır kabrin gecesi
Fazla yağız fitil bağla kandile
Hep bir ayardadır ahretteki nas
Ne rüşveti vardır ne de iltimas
Kar etmez sırata cebrile cinas
Aşamazsın füze ile fendile
Ey Zevraki kurur gürleyen gölün
Balık gibi kalır balçıkta ölün
Kar etmez yelkenin kesilir yelin
Ah edip Allahtan el aman dile
GİDER
Yaz olsam ne yazar önüm kariken
Sürdüceğim demler, gam olur gider
Kimse övünmesin, ölüm variken
Serde kavak yeli, sam olur gider
Ne tatlı terennüm, nede bir hoş ses
Uçtumuydu o kuş, kalır boş kafes
Sayılıdır nasın aldığı nefes
Terkeder tüneyi, tam olur gider
Cahil eder bana, cani böhdanlar
Ahil olan cemi ahvali anlar
Çiğ gelir cihana, şu bütün canlar
Arif pişer, herif ham olur gider
Zevraki'de der ki, gözlerde hicap
Görünmez gelecek, ne olur acep
Öncemi kadehler hep boşdur boş hep
Encamı bir dolu cam olur gider
YARAB
Ölüm vardır önümüzde
İmdat eyle bize yarab
Mezardaki günümüze
Medet eyle bize yarab
Vakıflarının aşını
Vakitlerinin beşini
Abitlerinin işini
Işık eyle bize yarab
Taht, taç gözümde bir para
Tapmam asla tapulara
Eş, dost geçen kapılara
Eşik eyle beni yarab
Yılan çiyan dolu dibi
Ne korkunçtur kabir tipi
Anamızın karnı gibi
Beşik eyle bize yarab
Gönlü doysun, gözü doysun
Lal konuşsun, sağır duysun
Cömert atsın, cimri alsın
Keşik eyle bizi yarab
Gerek zalim, gerek zakir
Zevraki'yem görmem hakir
Aşkın için diyek şükür
Aşık eyle beni yarab
GİDER
Ne varısa kara, ağlı
Hakdan gelir, hakka gider
İnli cinli insanoğlu
Hakdan gelir, hakka gider
Anamıza toprak derler
Bin türlü bühdan ederler
Doğan bebek, batan erler
Hakdan gelir, hakka gider
Halakal insane sal, sal
Mecazidir maddi misal
Haydan, mevtten ibreti al
Hakdan gelir, hakka gider
Zevrakimiz demez hata
Elementler bir vasıta
Ezelinden, ebede taa
Hakdan gelir, hakka gider
Aşık Zevraki'nin,babasının ve kendisinin mezar taşına yazılmasını istediği şiirlerin bulunduğu mezar taşı hazırlandı,
ancak müsade edilmediği için toprağına gömmek zorunda kaldık.
O'nu 'günışığına' çıkarmak umuduyla...
|
|
|
Aşık Zevraki - Babamın Mezar Taşına
şşirini sesli izlemek için tıklayın
BABAMIN MEZAR TAŞINA
Binde olsa anda biter
Bunun adı yaş değil mi
Delil dersen bu taş yeter
Dünya denen düş değil mi
Sen kendini bir ölü san
Yarın yoksun bugün varsan
Uçar tenden kaçar en son
Can kafeste kuş değil mi
Neye yarar boşa gel git
İnsan isen ibret al git
Künye Kamil doğum Kelkit
Kimi Kars, Van, Muş değil mi
Ledünniye hakim olsan
Lokman gibi hekim olsan
Ali olsan Rüstem olsan Zal olsan kim olsan
Azraile tuş değil mi
Gamı aldın emi sattın
Hanedandın harabattın
Nerde doğdun nerde battın
Camı encam nuş değil mi
Ayık ol sen ey Zevraki
Zehri sunar birgün saki
Herşey fani üvel baki
Nasın sonu naş değil mi
ledünnni:gizli ilimler gam:üzüntü em:ilaç
harabat:yoksulluğu kabullenme
camı encam:ecel şerbeti bardağı
nuş:içmek üvel baki:ölümsüz tanrı
nas:insan naş:ceset
BABAMIN BAŞUCUNDA
Mematın andırır meza mamezayı
Konup ta göçen bir kervana benzer
Durup seyreyledim solgun simayı
Nuru feri alan fermana benzer
Yanan vücudundur yüreğim ezen
Nezelen nabızın ne kadar nazen
Küsmüş bizden kesmiş eli cenazen
Devleri deviren devrana benzer
Cüce saniye nice sene yedi
İster yüz olsun isterse yedi
Of dedi ah dedi ey vah vah dedi
Dünkü yaşam bugün yalana benzer
Ey Zevraki bırak artık bu yası
Hangimizin kaldı ana babası
Hepsin yele verdi felek yabası
Sürülmüş savrulmuş samana benzer
memat:ölmek meza mameza:gelmiş geçmiş
nezelen:nazikleşen nazen:canayakın
yaba:saman savurma aleti
MEZAR TAŞIMA
Görünecek gaffar gerçek yüzüyle
Garpliler gaflette yatsın bir zaman
Gönül köşkündeki kalbin gözüyle
Paslı perdesini yırtsın bir zaman
Neler çekmiş acep şu geçen çağlar
Dile gelip bize dese ki dağlar
Cenklerin ellerinden cebeller ağlar
Çağlayıp gözyaşı getsin bir zaman
Od olur bu dağlar odunlu,otlu
Eriyip de gider kemikli etli
Vücudun volkanı ne de heybetli
Tutuşup bu tenim tütsün bir zaman
Sinemizde samın esti yelleri
Hazan düştü, hüzün bastı gülleri
Kaynat Kelkit, Gelinpertek elleri
Yaranlar yasımı tutsun bir zaman
Hani malın mülkün, hani yoldaşın
Kaldırda bir kez bak kimsesiz başın
Mor yosun bağlamış mermerli taşın
Boz baykuş konupta ötsün bir zaman
İnsanoğlu oldu hep dilik dilik
Efdaldır beylik, öldü efendilik
Şu tezatın temren tığı şimdilik
Bağırtıp bağrıma batsın bir zaman
Gülmedin Zevraki bu günde,dünde
Göçtün bu dünyadan,kime küstünde
Kök salıp kalbine, kabrin üstünde
Karanfiller güller bitsin bir zaman
gaffar:tanrı gaflet:yanılgı cebel:yüksek dağ
od:ateş efdal:değerli tezat:çelişki temren:zehirli
UNUTMAYIN
Vade yetip gün dolanda
Unutmayın bizi dostlar
Öz gidip izi kalanda
Unutmayın bizi dostlar
O vefasız visali yar
Yel misali geçti yıllar
Bari yadedip siz herbar
Unutmayın bizi dostlar
Hüküm verdi bana hüdam
Gıdam oldu gam ile cam
Zevraki der en son ricam
Unutmayın bizi dostlar
visal:sevgilinin güzel yüzü hüda:tanrı
gam:dert cam:içki
BENİ
Sevgim derya derdin hem de çok büyük
Üç kere görmekle doydun mu beni
Hasretin kalbimde çekilmez bir yük
Peşinden ağladım duydun mu beni
Şairim şiirim eşsiz aşığım
Gönlüme sarılmış mor sarmaşığım
Sen gidince söndü herbir ışığım
Hasretle başbaşa koydun mu beni
Zevraki sarıp da beyaz kefene
Sense çekip gittin kendi keyfine
Göğsümü sanıp da ulu define
Burguyla bağrımdan oydun mu beni
|
|
AYSELİM
Şeydalar gibi şakıyan dilleri
Kara toprakta çürüyen Ayselim
Mini mini tombul tavlı elleri
Kara toprakta eriyen Ayselim
Alev alev tersin yanar tütersin
Volkanlı dağlardan daha betersin
Derdinmi ağırdır yanar tütersin
Tıpışda tıpış yürüyen Ayselim
Sönsün feleğin o odu ocağı
Nasıl kıydı cana bu kızgın cağı
Al bahar mevsimi gül gonca çağı
Kara toprakta kuruyan Ayselim
Dağıldı da gitti fikrimle aklım
Döndüde devranım değişti şeklim
Sanarsınki battı şu yedi iklim
Bünyemi yasa bürüyen Ayselim
Kurban gitti kuru bir öksürüğe
Bindi tabutuna dönmez geriye
Dizim tutmaz ardı sıra yürüye
Sinemi peşden sürüyen Ayselim
Bize oldu amma zaten olacak
Ya senin gül tenin nasıl solacak
İpek saçlarına kepek dolacak
Bir günde beş kez tarayan Ayselim
Bizden daha yaslı o süslü patik
Boynunu bükmüşde ağlıyor patik
Ümitlerim bitik ebedi yitik
Bulamaz seni arayan Ayselim
Zevraki firakı özüne aldı
Kaybetti kızını közüne daldı
Muradımız yevmi mahşere kaldı
Razıyım görsem ürüyan Ayselim
DEMEZ
Bu dünya tanımaz hiç gönül hatır
Ağa demez, paşa demez, bey demez
Her ne bulursa yer hep katır katır
Dığa demez, kötü demez, ey demez
Hep bir gelir ona kalınla ince
Ne kocaya bakar, ne gence, dince
Ömrümüz bitipde ölüm gelince
Bakir demez, bayan demez, bay demez
Hatifden gelince bir ulu nida
Söner bütün alem susar ses seda
Dökülür ne varsa bütün semada
Güneş demez, yıldız demez, ay demez
Zevraki der perdah edince mertce
Ne kartal tanır, ne doğan, ne serçe
Kavuşur parçalar peykanı pençe
Tavus demez, turna demez, toy demez
KABRİSTAN
Bir köyki, gaylesiz, gamsız, gıdasız
Kimi baharında, kimi güzünde
Uzanmış yatarlar sessiz sedasız
Kimi yedisinde, kimi yüzünde
Çıkartıp mezardan yüz kurukafa
Hepsini şöyle dizsek biz birsafa
Güzel, çirkin, kral, kul kanmış lafa
Acep hangi ad yazar, bed yüzünde
Haniya karada bindiğin atlar
Haniya deryada yüzdüğün yatlar
Beyaz ten üstünde bitmiş boz otlar
Kara kurtlar kaynar, ala gözünde
Ey Zevraki gurbet bizim nemize
Hicran deldi, değdi gül sinemize
Kalk gidelim biz varıp sılamıza
Ne yatarsın elin garip düzünde
KARŞI
Utandırma beni Allahım
İnsafsız dünyada insana karşı
Gücüm mü yeterki olsun günahım
İsyan etsem dahi ben sana karşı
Bahşettiniz bana ahu avazı
Taş ettin bağrımı, kuş kıldın bazı
Kimi cahil diyor, kimisi cazı
Bahtım neylesin bu böhtana karşı
Kavruldu kurudu tenimde terim
Bu ne sevdadır ki yanar tüterim
Kerem'den külhandan daha beterim
Sel, su kar etmiyor sevdana karşı
Semaya sığmıyor aşkın övgüsü
Açar kanadını uçar övgüsü*
Hazan dolar bahre olur kuğusu
Salar Zevraki'yi tufana karşı
DÜŞÜN (Ufuk Özdenur'a dair şiir)
U zun ömür dilesem de ben sana
F ecirsiz gelecek geceyi düşün
U ğur olsun derken son gün sen bana
K ızaran gündeki gerçeği düşün
Ö lümün bir sonu vardır ki zahir
Z eval bulan ziya oluyor zahir
D ünya malın olsa ne kadar mahir
E bet mülkündeki bahçeyi düşün
N eşretse de yüzün özdeki nuru
U nutma hiç o çırasız çukuru
R az değildir ora rabbin huzuru
A çıp sunacağın bohçayı düşün
D eha olmaz ise dünyada gayen
A çıktır kapılar parlaktır payen
İ çeri girmeye var mı sermayen
R uhsat alacağın akçeyi düşün
Ş üphe ediyorsan Tanrıdan şayet
İ lahi ispata yoktur nihayet
İ zanı olana yer gök hep ayet
R azları ruz eden merceği düşün
PUŞT DÜNYA
Bozaran ota, kızaran ekine
İbreti almayız bakıpda gine
Padişah pehlivan hiçbir tekine
Pes deyip post vermedi şu pis dünya
Güzel, çirkin, gence, kocaya bakmaz
Yer olan canı, yinede bıkmaz
Keser yolları, belleri bırakmaz
Pac almamış, geç demez şu piç dünya
Canmı dayanır ki böyle cebire
Yarışırız hep durmadan habire
Hiç bilmeyiz ki koşarız kabire
Gözümüze sis çekmiş şu pus dünya
Yar yar dedikçe yıkıldık hep yere
Süründüm ben yılan gibi yok yere
Zevrak derki yetmiş yılda bir kere
Dost deyip, dest vermedi şu puşt dünya
SUPHİ YERLİ'YE AĞIT
SUPHİM SENİ
Kervan sökmez karlı dağlar
Gönderemem Suphim seni
Yerin ırak yarin ağlar
Dönderemem Suphim seni
Gözlerimde sanki gözün
Yaktı beni sonki sözün
Üfledikçe karlar közün
Söndüremem Suphim seni
Kimi asam kimi kesem
Gelirmi ki geri desem
Sinirlenip yeri yesem
Sağlatamam Suphim seni
Bu dünyadan bende doydum
Serden geçip sana uydum
Yokluğunu yeni duydum
Seyredemem Suphim seni
Avrat evlat bacısına
Komşu kardaş acısına
Sağlık versem hepisine
Eyledemem Suphim seni
Çiçeklerim soldu çimde
Fırtınanız var içimde
Nenni desem ne içinde
Uyutamam Suphim seni
Şu kalbime kıldın nazar
Açıldı bir ulu mezar
Kıyamete kadar uzar
Unutamam Suphim seni
Şivan oldu bize şölen
Sen değilsin benim ölen
Şiir yazıp şimdi kalan
Avutamam Suphim seni
Koca aslan yüce yiğit
Nasıl yazam sana ağıt
Tütse kalem yansa kağıt
Canlatamam Suphim seni
Teyibimde saklı sesin
Akif sağken sen ölmezsin
Ruhum musun bilmem nesin
Anlatamam Suphim seni
İşte sözün işte sazın işte sesin
Sen benim iliklerime işleyen
En içli bir bestesin
YASLI - Suphi Yerli'ye
Sadıklar dostunu sayıklar her an
Gidiyor ömrümün yılları yaslı
Bana eyledin hayatı heram
Geçiyor gönlümün günleri yaslı
Yeni geldi diye o eski dostun
Bahta mı darıldın bana mı küstün
Örülmüş mezarın örtülmüş üstün
Açılmaz kapısı kumları yaslı
Bu muydu felekten en son dayağım
Eridi kalmadı yürekte yağım
Çıkıp da gitmeye çekmez ayağım
Kelkit'in Köse'nin yolları yaslı
Uğradım yarine yuvası dökük
Yürekler karçalı yakalar sökük
Yavrular yareli belleri bükük
Kolları kalkmıyor elleri yaslı
Canıma geleydi derdi kadası
Bozuldu moralim geçti modası
Neluldür yatağı mahsun odası
Perdeler perişan tülleri yaslı
Dayanamadım da daha durmaya
Başladı başımda şimşek vurmaya
Gönlümün gözesi döndü ırmağa
Çağladı çeşmemin selleri yaslı
Kahrolası seni ey kanlı ölüm
Ne tuti kalmış ne tatlı tekellüm
Sazda dahi sakit olmuş terennüm
Mızrabı müzdarip telleri yaslı
Ne feci sahneler acı rahneler
Neler yoktur ki bu hanede neler
Çökmüş omuzları çıkmış çeneler
Dudaklar depreşmez dilleri yaslı
Rabbimden dilerim ruhuna rahmet
Haktır külli mefsun zaiktün mevt
Elinden bu alem çağırır medet
Dellalı üzgündür ülleri yaslı
Akif der ne pervaz etmiş ne ötmüş
Ne koklamış goncaları ne guçmuş
Vardım ki bağına bülbülü göçmüş
Boynunu bükmüşler gülleri yaslı
BAYBURT'LU HİCRANİ'NİN
ARDINDAN AĞIT
Yine bir dağ çöküp devrildi bizden
Eylenmez kopunca kudret tutağı
Kebap ıtrı geliyor içimizden
Ne yaman vurdu ki yüreğe dağı
Eb'adı ebede uzuyor taki
Vah olsun bizlere bildik vaktaki
Gurubun zamanı olunca vaki
Gün çok büyür dağa değse dudağı
Köhne sapan imiş köküne çatan
Sökmez bu harosu, hatta her kotan
Gurup kan ağlıyor, yas tutuyor tan
Dönmez güneş devrileli bu dağı
Tenimi vurmuştur sanarsinki tim
Soldu gül benzimde benzimde betim
Baki ruhundadır, vaki rabetim
Batsada bağrıma hicrin budağı
Boy vermişiz bizler aşk deryasına
Yiğit isen sen de dal da bir sına
Hicrani babanın bir dehasına
Dar gelir dünyanın dört bir bucağı
Aşık Akif der ki boy ile ende
Ne kadar büyüksün bilsen ki bende
Sığmazsın ağıta, beyite, bende
Seni ancak sarar hicrim kucağı
|
|