|
GÜMÜŞHANE'Lİ AŞIK, AKİF TİMURHAN
( ZEVRAKİ )
( HAYATI, SANATI, ESERİ )
Prof.Dr. Muhan Bali
Sayın dinleyicilerim, sözlerime Zevraki'nin bir şiiriyle başlıyorum;
Belli Değil
Hicran dağı geçit vermiyor bir an
Kar belli değildir buz belli değil
Yine başa bindi bir tipi boran
Yol belli değildir iz belli değil
Hain felek zaten her zaman çatar
Hatıralar ondan daha besbeter
Hançer tir u teber hep birden batar
Tığ belli değildir biz belli değil
Tecellimin temizi de pisi de;
Kirlenmiştir kimyası da kisi de,
Yakıyor içimi her ikisi de,
Kül belli değildir, köz belli değil
Pembe güller soldu gövde parkında
Gönül yine değil bunun farkında
Kırlar karışınca otuz kırkında
Yaz belli değildir güz belli değil
Nokta nokta biter o upuzun hat
Noksan kalkma Zevrak tamamla da yat
Fark etmeden geçer bu fani hayat
Çok belli değildir az belli değil
İçinde onun ileride daha geliştireceği ve olgunlaştıracağı sanatının ilk izlerini bulacağıımızı sanıyorum;
JALE
Badem dolu on yaşımdan
Aşk yeli esti başımdan
Göller oldu göz yaşımdan
Gel yüzelim Jale Jale
Gel deme yakın gelmeze
Gül deme sakın gülmeze
Aşkın şarap lebin meze
Gel süzelim Jale Jale
Sarılalım bayram olsun
Herkes görsün hayran olsun
Dağlar bize seyran olsun
Gel gezelim Jale Jale
Akif der canım hediye
Yandım Jale diye diye
İki ömrü bir ipliğe
Gel dizelim Jale Jale ( Bali; Bant G-6, 18.12.1967 )
Hiç şüphesiz halk şairi ile yaşadığı devir ve çevre arasında yakın bir ilişki vardır. Bu ilişki Akif Timurhan Zevraki'de de bütün açıklığı ile kendisini hissettirmektedir. Zevraki'nin şiirleri, konu, mecaz, ve mazmun, nazım şekli, kafiye, dil ve söyleyiş bakımından ele alındığında, şairliği ile ilgili özellikleri kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Biz birkaç şiiri üzerinde durarak vaktin müsaade ölçüsünde onu tanımağa çalışacağız.
1-KONU : Zevraki'nin şiirlerini üç ana konu etrafında toplayabiliriz;
A-SOSYAL HAYATLA İLGİLİ YERGİ ŞİİRLERİ :
Okuduğumuz şiirlerinde şairin, sosyal problemlerle çok yakından ilgilendiğini görüyoruz. Zevraki, cemiyette rastlanan bozuklukları, aksaklıkları ve tezatları nükteye dayalı bir hicivle aktarmaya çalışıyor. Bütün bunlara şairin hayat tecrübesi de katılınca çok güzel eserler ortaya çıkıyor.
Gider elden yağlı ballı beleşler,
Kalır ortalıkta kanlı ileşler,
Kaybolur vallahi, vahşi keleşler,
Dağılır dergahın, kulun da kalmaz.
Sosyal hayatı konu alan şiirleri içinde, onun yaşadığı çevre ve köy hayatı önemli bir yer tutmaktadır;
Ölüçtür öküzler, harosu sürmez
Yaza mı kalacak bizim kız tarla ?
Tosunlar acemi hargosa girmez
Hoza mı kalacak bizim has tarla ?
Şairimizin zaman zaman halka ve yakınlarına nasihat verdiği ve ahlaki telkinlerde
Bulunduğunu görüyoruz.
Nazlı nazlı esen nesim-i yelden,
Gönül nergizleri neziktir gülden,
Nezeketi asla koma ki elden,
Nehr-i necabetle akasın kardaş.
B-LİRİK ŞİİRLERİ : Şiirlerinden anlaşıldığı gibi, şair her türlü maddi ve manevi acıyı tatmış biridir. İnsanların çoğunun iyi gün dostu olduğundan yakınır, hatta onda dokuzunun fire verdiğini söyler;
Fili görmez oldu, fare görenler,
Fakirlik basınca herkes firenler,
Fizandan fırlayıp gelen yarenler,
Dokuz fire verdi, ondunuz dostlar !
Temiz bir aşkı terennüm eden mısraları ise büyük bir yekün tutar;
...
Bize göre nanca eyse,
Nas beğenmez nasıl şeyse,
Aşık olan çul da giyse,
Arlanmaz ki hiçbir zaman.
Çok sevdiği annesinin ölümü de şair üzerinde büyük etki yapar. Onun bıraktığı boşluğu ona karşı duyduğu özlemi bir dörtlüğünde şöyle dile getiriyor ;
Tandır ocak, toz terekler,
Mor medekler, boz inekler,
Koyun, kuzu meler bekler,
Anam seni, anam seni.
Bu şiiri, Bayburtlu Celali'nin eşi için söylediği nefis ağıtı hatırlatmaktadır;
Ev bark etmek için tenli mereği,
Düzüp kuşmuş idin tepir eleği,
Şu kovdan yaptığın tecir tereği,
Divan- ı Bahriye yadiğar götür.
A-DİNİ VE TASAVVUFİ ŞİİRLERİ : Şairin inceleyebildiğimiz şiirleri arasında dini ve Tasavvufi olanları da bir hayli yekün teşkil etmektedir. Zevraki'de taassuba kaçmayan samimi bir din anlayışı ve içten ürperişler seziliyor. "Kadir Gecesi" başlıklı şiirinin bir dörtlüğünde şöyle diyor ;
Haktan gelen çağrıların,
Çaresisin ağrıların,
Eli açık uğruların,
Uğrasın sen bu gece.
Bu samimi duyguların yerini, zaman zaman ince bir nükteye bıraktığı da görülüyor ;
Paye ile pac onlara
Farz değildir hac onlara
Harp gelince en önlere
Vur başına fakirlerin.
2- MECAZ VE MAZMUNLAR : Zevraki, mecaz ve mazmunlarını hep kendi çevresinden ve tabiatta gördüğü nesnelerle, kurmuştur. Kara yerler, mor medekler, boz inekler, çılgın çağlayanlar, olgun bağlar, sararan yeşiller, açan çiçekler, bezenen bağlar, onun şiirlerindeki ortak mecazlardır ve tamamen Gümüşhane, Kelkit, Köse ve Gelinpertek'dir.
Çığ gibi çullasa çılgın çağların
Yahut kar bağlasa, olgun bağların,
Bozarır kahkülün, başlar ağların
Sararır yeşilin, alın da kalmaz.
Yukarıdaki dörtlükten de anlaşıldığı gibi onun gönül ürperişleri kaynağını hep çevresinden ve
Gümüşhane tabiatından almıştır.
3- VEZİN : Zevraki, hece vezninin 6+5 ve 4+4+3=11'li ve 8 li kalıplarını kullanmıştır, arada değişik sayıda hecelerden kurulmuş mısralardan oluşan şiirler de yazmıştır, münferit 7'li, 9'lu
10'lu gibi.
4- NAZIM ŞEKLİ : İnceleyebildiğimiz şiirlerinin hepsi milli nazım şekli olan dörtüklerle söylenmiştir. Koşma, semai, destan türlerini kullanmıştır.
5-KAFİYE : Halk şiiri geleneğine uyarak, çoğunlukla yarım kafiye kullanmıştır.
Zaman zaman tam, hatta zengin kafiyelere de rastlanır.
6- DİL : Şiirlerinde dil olarak yaşayan Türkçe kullanmıştır. Yaşadığı çevrenin Gümüşhane
İlinin ağız özelliklerini taşıyan kelimelere de fazlaca yer verdiği görülür. Ölüç, haroz, yoz, hoz, kurdalamak, gad, kover kuşu; zaman zaman yabancı kelimelere yer vermiş, ancak bu kelimeleri daha çok telmih olarak kullanmıştır.
Ledünniye hakim olsan
Lokman gibi hekim olsan
Ali, Rüstem her kim olsan
Azraile tuş değil mi ?
7- SÖYLEYİŞ : Zevraki, şiirlerni çok rahat bir söyleyişle dile getiriyor. Çok yazan, her kesimden geniş bir dost çevresi bulunan, büyük bir söz ustası olan şairin; duygu, görgü ve düşüncelerini aktarmada başarılı olduğunu, özellikle 8'liklere çok iyi hakim olduğunu görüyoruz.
Tadı tuzu aşımızın
Toprak ile taşımızın
Arşa değen başımızın
Bayrağısın bu gece
Şiirlerinin büyük çoğunluğunda kaderin insan hayatındaki rolü ve talih üzerinde duruluyor. Bu arada kendisinin de talihsizlik yüzünden bazı fırsatları kaçırdığını belirtiyor;
Ölüm ödüllü bir koşu,
Dolu sandım, önü boşu,
Üç konarmış devlet kuşu,
Kaçırmışım kaç kere ben.
Kısacası, birkaç şiirini inceleyebildiğimiz Zevraki, orijinal ruh ve tavırdaki şiirleri, nefis hicivleri Jale Sun'a olan üstün aşkı ile halk şairleri arasında kendisine mutena bir yer bulacağa benziyor. Şair hakkında daha sağlam bir hükme varmamız, onun bütün şiirlerini incelemekle mümkün olacaktır ki bu da bir bildirinin hudutlarına sığmamaktadır.
Prof.Dr. Muthan Bali
Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Gümüşhane 1990
*
Ali Coşkun Hirik
Kuşakkaya Gazetesi 04.01.2008
IŞIĞA DOĞRU UÇAN İNSANLAR
Bu hayatı hiç kimse onun kadar dolu dolu yaşamadı. Hiç kimse bu kadar eğilmedi içindeki derin kuyulara. O, şiire tutunduğu o tertemiz yüzüyle bütün acıları yaşadı. Hem maddi ve hem de manevi Hayatı ve aşka bakan sözlerinin ve gözlerinin ardında her zaman kendi ülkesini inşa etti ve o ülkenin padişahı oldu. Hiç kimseye eyvallahı olmadı. İki gündür aşığını toprağa veren bir memleketin acısını tam yüreğimin orta yerinde duyuyor ve onun ardından zaman aşırı düşüncelere dalıyorum. Göreceksiniz çok yakında, değerli ozanımız Zevraki'yi bağrına basacak kıymet bilir bir edebi ortamımız olacak ve Zevraki bir anlamda Türkiye'nin Aşık Veysel'i olacaktır.
Kendisini yıllar önce İstanbul Şirinevler'deki evinde hasta yatağında ziyaret etmiş ve uzun uzun konuşarak muhabbet bağının en güzel güllerini dermiş idim. Bana "toprağım" diyerek ağlamaklı bir sızlanışla sarışını hele hiç unutmam, unutamam! Benim ikinci kitabım "Zamana Yenilmeyen Sevgiler" i ellerine alıp, "Çok iddialı olmamış mı, zamana yenilmeyen bir şey var mı" diye sorduğunda, aklıma ilk gelen cümlelerle şöyle demiştim: "Size olan sevgim zamana asla yenilmeyecek!"
Günümüzde zamana yenilmeyecek olan sevgileri bulmanın ne denli zor olduğunu bilirim. Her yanımızı maddeci ve menfaatçi kemirgenlerin sardığı ve bizi içten içe çürüten bu olumsuz koşullarda Zevraki'ye olan sevgim hiç azalmadı; hatta her gün katlanarak çoğaldı. Şahsıma göstermiş olduğu ilgiye her zaman layık olmaya çalıştım. Özellikle Kelkit'e bakışı her zaman uzaklarda memleketine özlem duygularıyla doluydu.
Onu hep ışığa koşan, şiir rüzgarlı kanatlarında asil duygular taşıyan bir insan olarak anacağım.
Değerli Kuşakkaya okurları,
Bir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar.
Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar. Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı
başaramıyorlar.
Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar. Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor.
Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar. İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor.
Ancak biraz derinlemesine düşününce, karşımıza dikilen gerçek çok daha farklı.
Çok basit gibi gelen bu deney beni oldukça düşündürdü.
Arıların ne kadar akıllı yaratıklar olduğunu hepimiz biliyoruz, sinekler ise malum.
Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama sineklerden midemiz bulanır, uzak durmaya çalışırız.
Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuskusuz.
Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir.
Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir.Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir.
Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Kendine saygı, yasadığı topluma saygıdır.
Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır , karanlığa yürüyenlerdir, karanlık düşüncelerdir.
Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur.
Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır.
SADECE kendi yaşamları söz konusudur.
Nerede yemek varsa, nerede rahat yasayacaklarsa, nerede çok para
kazanacaklarsa oraya giderler.
Onlar için karanlık olması önemli değildir açık ağızların, karanlık sığınaklarıdır cünkü, izlerini rahatça kaybettirirler.
Arıyı kovalamak isterseniz savaşır, engellere aldırmaz.
Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır ve değerleri için ölür.
Zevraki de ömrü hayatında hep ışığa doğru koştu.
Ruhun şad olsun!
Güle güle güzel insan!
*
Zevrakî'nin kırıldı gönül sazı- M. Nihat Malkoç
Türk halk edebiyatı henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş büyük bir kültür hazinesidir. Bu büyük kaynaktan tam anlamıyla haberdar değiliz. Bu muhteşem şiir konağında geçmişten günümüze kadar binlerce halk şairi konaklayarak on binlerce şiir söylemiştir. Bu şiirler sözlü gelenekle bugünlere geldiği için çoğu değişmiş veya kaybolmuştur. Günümüzde halk şiiri geleneği devam etse de eski ihtişamından ve özgünlüğünden çok şeyler kaybetmiştir.
Halk şiirimizin kaynakları her geçen gün kuruyor. Son dönemlerin yaşayan en büyük halk şairlerinden biri olan Akif Timurhan'ı yeni yılın ilk gününde 01 Ocak 2008'de kaybettik. "Zevrakî" mahlasıyla halk şiiri geleneğine hizmet eden Akif Timurhan 86 yaşındaydı. O "tahta kayık" anlamına gelen "Zevrakî" mahlasıyla halk şiiri tarzında eserler vermiştir.
Akif Timurhan, 1922 senesinde Gümüşhane'nin Köse ilçesine bağlı Yuvacık(Gelinpertek) köyünde dünyaya gelmiş, ömrünü o topraklarda sürdürmüştü. Şiire küçük yaşlardan itibaren ilgi duymaya başlamıştı. Sanatın diğer alanlarına da ilgi duyardı. Bağlama ve kaval çalar, resim yapardı. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerini kendi resimleriyle süslerdi. Bu resimli şiirler eski taş basma divanları hatırlatıyor bize.
Merhum Akif Timurhan!ı belki de yaşadığı acılı hayat şair yapmıştır.
...
Onun şiire olan meyli gördüğü bir rüyadan sonra daha da artmıştır. O, gençliğinde kendi adıyla şiirler oluşturdu, sonra halk şiiri geleneğine uyarak mahlas kullanmayı tercih etti.
Son dönem Türk halk şiirinin adı pek duyulmamış gerçek şairlerinden biri olan Âşık Zevrakî, şöhretten uzak yaşamayı tercih ettiği için kendini hep gizledi. İsteseydi, bir de geniş çevresi olsaydı adını ananların sayısı milyonları bulurdu. Fakat o, kalender bir kişiliğe sahipti. Dünyanın görünen yüzünden daha çok, görünmeyen yüzüyle ilgileniyordu. Bu yüzden günümüz gençlerinin çoğu bu önemli halk şairini tanımazlar. Şiir sahasında onun tırnağı bile olamayacak şairlerin şiirleri TRT repertuarlarında yer aldı, pek çok meşhur sanatçının albümünde seslendirildi. Zevrakî!nin şiirleri de şiirden anlayanlarca sevildi, el üstünde tutuldu. Onun şiirleri de değişik kişiler tarafından bestelendi ve okundu. Fakat bu yeterli miydi? Onun adını Gümüşhane sınırlarıyla sınırlayanlar şiire ihanet edenlerdir. Şimdi samimiyetten uzak laflar söylemenin, timsah gözyaşları dökmenin anlamı ve önemi yoktur.
O, zor şartlarda yaşadıysa da, şiir kudretini ve sermayesini paraya dönüştürmeyi hiç düşünmedi. Şiirlerindeki kalite ve harcadığı emek ona ilgi olarak yansımadı. Yani yaşadığı sürece hak ettiği ilgi ve sevgiyi maalesef göremedi. Çok yakınındakiler bile onu görmezden geldiler. Hayatı ve şiirleri hakkında yeterli çalışmalar yapılmadı. İstanbul Kültür Üniversitesi'nde Halk Edebiyatı alanında öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Muhan Bali bu önemli halk ozanıyla ilgili ciddi çalışmalar yapmış bir bilim adamımızdır. Onun "Gümüşhaneli Âşık Akif Timurhan (Zevrakî) (Hayatı, Sanatı, Eseri)" adlı bildirisi bu sahadaki en dikkate değer çalışmadır. Bu bildiri Gümüşhane'de sempozyumda sunulmuştur.
Âşık Zevrakî, düşünce olarak Bektaşî felsefesinden beslenmiştir. Bağnazlığı ve tek taraflı düşünmeyi aklın afeti olarak görmüştür. Akif Timurhan, Batılı ve Doğulu değerler arasında sentez yapabilmeyi becerebilen ender halk şairlerinden biridir. İnsan sevgisini ve hoşgörüyü baş tacı yapmıştır. Yunus Emre'nin "Yaratılanı hoş gördük Yaradan'dan ötürü" mistik anlayışı onun şiir kaynaklarını beslemiş, dünyaya bakışında temel oluşturmuştur. Şiirlerinde bunun etkilerini açıkça görebiliriz. O, bu zamanın insanının kendi görüşlerini ve şiirlerini anlamayacağını, anlamak için gayret sarf etmeyeceğini söyler, ... .
O, şiiri faydalı bir uğraş olarak görürdü. Şu sözü onun şiire olan sevgi ve sadakatini göstermesi bakımından önemlidir: "Bir kişi dahi olsa, kötü bir şey yapacakken şiirimi hatırlayıp vazgeçerse, hayatım boşa gitmemiş olacaktır."
Zevrakî mahlasıyla halk şiiri formlarında şiirler yazan Akif Timurhan'ın oturmuş bir üslubu vardır. Şiirlerindeki konular, mecazlar, mazmunlar, nazım şekilleri, dil ve söyleyiş ustalıkları güçlü bir geleneğin zirveye ulaşmış bir değerini açıkça gösterir.
Akif Timurhan'ın şiirleri hayatın aynasıdır. O, yaşananlara hiçbir zaman kayıtsız kalmamış, gördüklerini, duyduklarını ve yaşadıklarını şiirin tılsımıyla birleştirerek ifade etmiştir. Sosyal meselelere hiçbir zaman ilgisiz kalmamıştır. Son dönemde toplumda meydana gelen yozlaşmayı ve değerlerin aşınmasını yergilerine konu edinmiştir. Bunu yaparken de nükteyi elden bırakmamıştır. Düşündürürken güldürmüş, güldürürken de dokundurmuştur. Fakat eleştirilerini daha çok, yakın çevresindeki meselelere yoğunlaştırmıştır. Yani onun şiir aynası bir anlamda sınırlı mekânlara tutulduğu için görüntüler de sınırlı olmuştur. O sadece eleştirmekle kalmamış, hayat tecrübelerinden yararlanarak kurtuluş reçeteleri mahiyetinde nasihatlerde de bulunmuştur. Cehaletin bizi geride bıraktığını, o varken başka düşmana gerek kalmadığını her fırsatta dile getirmiştir. Onun şu şiiri bu mânâda dikkate değerdir:
"Cehalet yüzünden geldik ne hale
Fezaya bir füze atamaz olduk
Sıratın üstüne kurarken kale
Koca Ay'da bir çöp çatamaz olduk
Fazilet ararken çıkıp fezada
Neden düştük arzda fitne fesada
Koydum ya kendimi kendim mezada
Sırf safı sarrafa satamaz olduk"
Bütün halk şiirlerinde olduğu gibi Zevrakî'nin şiirlerinde de aşk çok önemli bir yer tutar. Aşk şiirin ana kaynağıdır. Bu aşk bazen beşerî, bazen de ilâhî aşk şeklinde tecelli eder. Fakat beşerî de olsa, ilahî de olsa aşk aşktır. Aşk sevginin tutku derecesindeki tezahürüdür. Kişi bir kulu da sevse neticede onun yaratıcısına muhabbet duymuş olur. Zira kulu en güzel biçimde yaratan Allah'tır. Usta, hünerinin bilinmesinden ve takdir edilmesinden doyumsuz bir haz alır. Onun, aşkı konu edindiği şiirleri akıcı ve sürükleyicidir. Yani lirik şiirlerdir bunlar; Aşk muhtevalı bu şiirlerden birkaç dörtlüğü dikkatinize sunmak istiyorum:
"Böyle miydi sennen bizim sözümüz
Kapıyı üstüme çektin de gittin
Hüsnüne doymadan hasret gözümüz
Gül çehreni çatıp çıktın da gittin
Nöbete dikersin bir hudut gibi
Sarhoş ettin düştüm hem de dut gibi
Evim oldu tıpkı bir tabut gibi
Çiviyi kapağa çaktın da gittin."
Âşık Zevrakî'nin şiirlerinde dinî unsurlar da dikkat çekici miktarda ve düzeydedir. O, Müslümanlıkla muasırlaşmayı birbiriyle bağdaştırmış, daima bağnazlığın karşısında olmuştur. Ne olursa olsun bütün inançlara daima saygı duyulması gerektiğini savunmuştur. İnsanların her türlü düşünceye karşı tahammül göstermesini istemiş ve bunu bizzat uygulamıştır.
Halk şiirimizin son dönem ustalarının başında gelen Zevrakî yaşadıkça düşünmüş, düşündükçe tefekkür etmiş, yakın ve uzak çevresine gözlemci bir anlayışla bakmıştır. Şiirlerinde yerel değerlere ve motiflere ağırlıklı olarak yer vermiştir. Şiir ağını örerken yaşadığı doğa onu yönlendirmiş ve bir anlamda sınırlandırmıştır. O, büyük şehirlerde yaşasaydı belki de hayata bu kadar geniş perspektiften bakamaz, bu kadar hoşgörülü olamazdı. Şiir kozasını örerken Gümüşhane'nin tabiatı onun ilhamının altyapısını oluşturmuştur. Hayata şiirin penceresinden bakmış, gördüklerini mısralara söyletmiştir.
Şairler milletin gözü ve kulağıdır. Onlar daima toplumun önünde yürürler. Toplumun gidişatına yön verir ozanlar. Toplumdaki aksaklıklar herkesten çok onları üzer. Geleneğin yaşanması ve yaşatılması hususunda kendilerini birinci derecede sorumlu hissederler. Toplumun, gelenekleri bir kenara bırakıp yanlış yollara sapması, şairleri herkesten daha çok üzer. Kültürel değişim beraberinde bozulmaları ve kopmaları getiriyorsa bu, şairlerin yüreğinde dert olur. Bu anlamda Zevrakî kültürel bozulmanın sancısını çekenlerden birisidir. Onun aşağıdaki mısraları bana Faruk Nafiz Çamlıbel'in "Sanat" şiirindeki ifadeleri hatırlattı:
"Sapık insan olmaktansa
Sadık köpek daha eydir
Kentte girmektense dansa
Köyde köçek daha eydir"
Âşık Zevrakî, ülkemizin gelmiş geçmiş bütün değerleriyle iftihar eder. O, Türkiye Cumhuriyeti'nin mimarı Gazi Mustafa Kemal'i çok seven ve onun için şiirler yazan bir halk şairidir. Bunun yanında Türkiye'nin Atatürk'ten sonra gelen ikinci adamı olan İnönü'ye de methiyeler yazmıştır. Bugünkü güzellikleri Atatürk'ten kalan miras olarak gören ozanımız Türk'ün Ata'sına olan sevgisini şu dizelerde ebedileştirmiştir:
"En mukaddes mirasıdır Mehmetçiğe sözlerin
Mevzilere hükmeder yine mavi gözlerin
Emanetin daha gür, daha zorlu, daha zinde
Yılmadan yürüyoruz Atam senin izinde
Âşık Zevrakî der bayrağına büstüne
Billahi, yâd yel bile estirmeyiz üstüne"
Akif Timurhan, şiirlerinde dünyanın geçiciliğine, kulların dünya heveslerine uyup aldandığına değinir çoğu zaman. Fakat ömür sermayesi tükenince yanıldığını anlar insanoğlu. Fakat bu noktadan sonra duyulan pişmanlığın hiç kimseye faydası yoktur. Geçen ömrü geri getirmek mümkün değildir. Zevrakî'nin "Vay Yalan Dünya" şiirinde bu hissiyata rastlıyoruz:
"Eşdikçe de vurdun taşa
Vay gidi vay yalan dünya
Emeğimi verdin boşa
Vay gidi vay yalan dünya
Kapı alçak kafamız dik
Biraz olsun eğilmedik
Alnımıza çarptı eşik
Vay gidi vay yalan dünya"
Âşık Zevrakî'nin şiirlerinde halk edebiyatı unsurlarının tamamını görmek mümkündür. O, şiirlerinde heceyi ustalıkla kullanmıştır. Hecenin daha çok 11'li kalıbını tercih etmiş; bu kalıbın 6+5=11 duraklarını benimsese de bazen 4+4+3=11 duraklarına da yer vermiştir. Şiirlerinde kullandığı nazım şekli ekseriyetle koşmadır. Koşmanın güzelleme, taşlama, koçaklama ve ağıt türlerinde başarılı örnekler vermiştir. Bunun yanında, yazdığı semailer ve destanlar da gerek içerik, gerekse şekil bakımından kalıcı olmaya ve övülmeye namzettir. Bu güçlü yapı uzun tecrübeler sonucunda elde edilmiştir. Şiirlerinde kullandığı nazım birimi dörtlüktür. Halk şairlerinin sıkça kullandığı yarım kafiye onun da tercihidir.
Zevrakî'nin dili sade olsa da şiirlerinde zaman zaman Arapça ve Farsça kökenli kelimelere yer verdiği görülür. Bunun yanında ağız özellikleri, yöresel sözler bu güzel halk şiirlerinde kendilerine yer bulurlar. Onun kullandığı eski ve yöresel kelimeler arasında "ağyar, gümrah, güman, tazarru, naliş, dığa, liğ, gülzar, dıray, uğru, bar, buhağ, har, muhannet, ferzant, efgan, zülal, hatem, temre, ruz, keşfü raz, bünyad, cehim, sakil, leçek, kelem, tınas, fiğ, külür, köstü, ledünni, harabat, cam-ı encam, nuş, baki, nas, enval, esvab, gaffar, cebel, od, temren, visal, şakird" ilk akla gelenlerdir. Bunlar şiire serpiştirilmiştir.
Gümüşhaneli halk ozanı merhum Akif Timurhan çok yazan bir kişiydi. Bunun içindir ki şiirlerinde zaman zaman söyleyiş ve kafiye hatalarına rastlamaktayız. Onun şiirleri binli rakamlara ulaşmıştır. Şayet bu şiirler kitap haline getirilmeye kalkılsa onlarca ciltlik bir külliyat oluşturulabilir. Bu şiirlerin tez zamanda iki kapak arasına alınması bir görevdir.
O, şiir ağını örerken teşbihten istiareye kadar hemen hemen bütün edebî sanatları kullanmıştır. Fakat bunu yaparken şiirin sadeliğinin ortadan kalkmasına, anlamın belirsizleşmesine asla müsaade etmemiştir. Halkın anlayacağı bir tarzda şiirler vücuda getirmeye gayret etmiştir. Aşağıdaki dörtlükte onun benzetmelerinden birkaçını görebiliyoruz:
"Kartala benziyor kaşların tipi
Gerilmiş üstüne bir kanat gibi
Sanarsın can alan bir cellât gibi
Sıyırmış kılıcı kından gözlerin"
Onun şiirlerinde yer yer Karacaoğlan, Âşık Veysel havasını görmek mümkündür. Gerçi halk edebiyatı geleneğinden beslenen şiirlerin birbirine benzemesi doğaldır. Çünkü aynı kaynaktan beslenen şiirlerin farklı formlarda ve içeriklerde olması beklenemez.
Halk şiirinin son dönemine imzasını atan çok önemli simalardan biri olan merhum Akif Timurhan dünyanın boş olduğunu, ne kadar uzun yaşarsak yaşayalım ölümün bir gün herkesin kapısını çalacağını söyleyerek, ölümden bütün insanların ibret almasını istiyor. Ona göre ölüm; hayatın bütün lezzetlerini acılaştırıyor. Timurhan'ın şiirlerinde en çok değinilen konu kuşkusuz ki ölüm ve ölüm sonrası hayattır. O, anne ve babasının mezar taşları için ayrı ayrı şiirler yazmış, bu şiirlerde hayata ve ölüme dair şahsî felsefesini ortaya koymuştur:
"Binde olsa anda biter
Bunun adı yaş değil mi?
Delil dersen bu taş yeter
Dünya denen düş değil mi?
Sen kendini bir ölü san
Yarın yoksun bugün varsan
Uçar tenden kaçar en son
Can kafeste kuş değil mi?"
Halk şairleri toplumsal hayatın merkezinde yer aldıkları için, insanların iyi kötü her ne varsa yaşadıklarını gerçekçi bir bakışla yansıtırlar. Onlar hayata ve insanlara tepeden bakmazlar. Halkın içinde yaşadıkları için, olup bitenleri çok iyi gözlemlerler ve şiirlerine yansıtırlar. Sözlerinin ilham kaynağı halktır. Toplumu ilgilendiren sorunlar onları da yakından ilgilendirir. Zevrakî de yaşadığı sürece kendini toplumdan sorumlu bir kişi olarak görmüştür.
1922'de Köse'de başlayan hayatı yeni yılın daha ilk gününde 01 Ocak 2008'de İstanbul'da son bulmuştur. O, 86 yıllık ömründe çok şeye şahit olmuştur. İstanbul'da Güneşli Mezarlığı'nda değil de memleketi Köse'de, baba topraklarında, memleketinin yağmurları altında defnedilseydi çok daha anlamlı olmaz mıydı? Hayatına dair muhasebeyi işlediği dörtlüklerle sözlerimi bitirirken bu büyük halk şairine Allah'tan rahmet diliyorum. Türk şiirinin başı sağ olsun. Bu kaynak hiçbir zaman kurumasın, ebediyen coşarak aksın:
"Hani malın mülkün, hani yoldaşın?
Kaldır da bir kez bak kimsesiz başın
Mor yosun bağlamış mermerli taşın
Boz baykuş konup da ötsün bir zaman
Gülmedin Zevrakî bugünde, dünde
Göçtün bu dünyadan, kime küstün de
Kök salıp kalbine, kabrin üstünde
Karanfiller güller bitsin bir zaman"
*
İsmail Hayal
BİR ZEVRAKİ BABA VARDI
İşte bir Gümüşhaneli değerimizi daha sağlığında tanıyamadan uğurladık öteler yurduna. Şimdi ardından methiyeler dizsen ne fayda. Şöyle şairdi, böyle yazardı, mükemmel çizerdi, kalbi insan sevgisiyle dopdoluydu, vesaire, vesaire.. Ve her fani gibi sağlığında tanıyamadığımız, değer vermediğimiz, veremediğimiz Aşık Zevraki Baba'da Hakka yürüdü. Kimler yürümedi ki. Bana defalarca hayatta olanları neden yazıyor ve neden iltifat ediyorsun diyenlere bir cevap olsun bu yazı. Babamız, anamız başımızda iken halini hatırını sormayan, yılda iki bayramda adettendir diye zoraki elini öptüğümüz en değerli varlıklarımız bir gün zamanı geldiğinde birer birer uçuverince avuçlarımızın arasından, boşa yakınmalar, ağlamalar, keşkeler neye yarar ki? Beni seveceksen sağlığımda sev, beni öveceksen sağlığımda öv, beni yok döveceksen şimdi döv yahut hakkımda konuşacaksan yüzüme konuş. Yarın çok geç olduğunda son pişmanlık ne fayda verecek sana?
Gel ey kâtip gel de otur yanıma
Yâre birkaç satır yaz ağır ağır
Bahtın kalemini batır kanıma
Bitiyor bağrımda yaz ağır ağır
İşte asıl yâr olan o yâre doğru
giderken Zevraki Baba'yı sağlığında tanıyamayan bir Gümüşhaneli olarak ıstırabım anlatılır gibi değil. Ancak Hayal Dükkânı adlı kültür sanat sayfamda ve son antoloji kitabımda ona da yer verdiğim için kalbim müsterih. Ve biliyorum ki onunla kalben kurduğumuz frekansla o da bizlerden memnundu. Ömrünü çileyle, ıstırapla dolu dolu yaşayan bu büyük ozanın ardından halisane dökülen gözyaşlarından başka ne yapılabilir ki?
Uymazken dizlere dağlarda ahu
Ne oldu bizlere düzlerde yahu
Ne de çabuk sustu o çağlayan su
Bağlıyor bağrımda buz ağır ağır
Elbette ana rahminden gün yüzüne çıktığımız andan itibaren çok seneler geçti. Saçlara ak düştü, bel iki büklüm oldu, yüzlerde, ellerde mor halkalar peydah oldu, dizler yükünü çekemez, ayaklar gidemez oldu. Ahu gözlerden nur çekildi, eller ve ayaklar titremeye başlarken artık öteler yurdunun ninnilerini duyar oldu kulaklarımız. Sevdiklerimiz bir bir çekilmeye başladılar yanı başımızdan. En yakınlar en uzağın, canından öz bildiklerin düşmanın gibi davranıyor artık. Ve çağıldayan o su yerine bir aysberg parçacığına terk etti maalesef.
Hele bir sona bak bir de evvele
Donmuş Jale lale durmuş velvele
Bir daha geçmez o bahar yaz ele
Başlıyor bağrımda güz ağır ağır
Evet, Zevraki Baba öteler yurduna göç etti dediler. Yüreğimin en nazenin köşesine bir acı geldi ve oturdu. Keşkeler başladı hafsalamda beni sağdan soldan bombarduman eden. Nedenler, niyeler yiyip bitirmeye başladı beni. Şimdi ardından bir yığın timsah gözyaşları akıtır ve bir müddet sonrada unutur gideriz diğer unutulan değerlerimiz misali. Ve onun deyimiyle ağır ağır çekiliriz kendi kabuğumuza nitekim.
Bazen güneşli de gölgeli bazen
Derken de yetişti yeşile hazan
Bozarıp da olduk biz aynı hozan
Küllüyor bağrımda köz ağır ağır
Ve kendi biyografisi ve şiirlerinin de yer aldığı Gümüşhaneli Şairler Antolojisi'nin elimize ulaştığı gün Rahmeti Rahman'a kavuştu Zevraki Baba. Ardından miras olarak bıraktığı ve her biri adeta birer ibret vesikası olan şiirleri ...
Ki kendisine en yakinen tanıyan değerli insan Turan TUĞLU'NUN ricasıyla el yazmalarını kaydetmek bana nasip olmuştu. Şimdi tek beklentimiz ona ait bir eserin elimize ulaşacağının beklentisi.
Ve işte ömür denilen bir nefeslik saltanat. İki kapılı bir han misali dünyanın yalan penceresinden ağzımıza çalınan bir tutam acı bal misali. Ve sultan Süleyman'a dahi kalmayan bir viran pazar değil mi? Tek sermayen ardında bıraktığın güzel bir adın, yürekleri ısıtan ve mesajlar veren bir iki satır mısra ve son giyindiğin en son elbisen beş metrelik kefen değil mi sana kalan.
Ve güle güle Zevraki Baba. Bize miras diye bıraktığın yüreğinin sevdası şiirlerin, ummanlar dolusu kalbin, seni anmamıza vesile olacak meşakkatli hayatın ve hayalimizden silinmeyecek suretinle, bıraktığın hatıralarla, dualarla, güle güle.
Bırak ey Zevraki firak sözleri
Kızlara oynadın kızıl kozları
Ara ki bulasın pembe tozları
Buğluyor bağrımda göz ağır ağır
Aşık Zevraki'nin mezar taşını yazan Abbas Usta meğer ozan imiş.
Kendisine teşekkür ediyor iki şiirini yayınlıyoruz.
BANA NE
Fikrim sensin sana taktım aklımı
Yüzbin çile versen kesmem şükrümü
Akıllar fikirler değişse tümü
Ben değişmem değişenden bana ne
Seni bu alemden bir diye sevdim
Hırsımı öldürdüm nefsime kıydım
Taklidi terk ettim gerçeğe uydum
Ben uyandım uyuyandan bana ne
Sevenler murada birgün varınca
Aşık oldum cemalini görünce
Doldurdu kadehi bade verince
Deli oldum akıllıdan bana ne
Bütün günahımı verdim hep ele
Belilen elilen baktılar dile
Az değilki dahada var bin kile
Günahkarım günahsızdan bana ne
Hayrımı şerrimi beş kere dartdı
Bircik çile kalmış hepsi beratdı
Ben ateşde yandım efkarım artdı
Ben yanmışım yanmayandan bana ne
Abbas bunlar sana çile dediler
Derdimi set yaptım kale dediler
Aldı beni zindanlara kodular
Ben çekiyom çekmeyenden bana ne
EFENDİM
Sorarsan efendim halimden eğer
Atılan taş eski yaraya değer
Gerçeğin bağrına güneş mi doğar
Dünya yalan yalancının efendim
Dünya düzenbazın yan vermiş gider
Gerçeğe yakışır gam ile keder
Zalimler yer içer mazlumlar öder
Dünya zalimlerin zülum efendim
Niçin ağlamayım neye güleyim
Gam yükü kervanım içten doluyum
Sorsan ki bana neden deliyim
Doğru söylediğim sözden efendim
Yurt sevgisi insan aşkı özümde
Anlayana hikmet vardır sözümde
Gerçekleri görde benim yüzümde
Yürüyelim dosdoğruca efendim
Doğru söyleyeni kovarlar köyden
Namussuz dürzünün eğrinin meydan
Sonra anlar ama ok çıkar yaydan
Kadehle kanımı içer efendim
Neler geldi geçti küçük yaşımda
Nice gezdim kavat dürzü peşinde
Vicdanımda hayalimde düşümde
Seyran gerçekleri gördüm efendim
Anasayfa
|