Aşık Zevraki Divanı Anasayfa | 1 | 2 | 3 | 4 |5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 | 32 | 33 | 34 | 35 | 36 | 37 | 38 | 39 | 40 | 41 | 42 | 43 | 44 | 45 | 46 | Özgeçmiş - İçindekiler | Açıklamalar-Sizden Gelenler | Anılar

5

"Doğmasaydı eğer devlet-i haraba KEMAL-i mimar,
Ya Arab'a deve olurduk, ya da Haçlı'ya himar." Aşık ZEVRAKİ

Zevraki çizimleri 025.jpg



YURDUM

Alsancak dikilmiş arşa nöbetçi
Bir daha vardır çok candan aşığın
Mübarek mülküne al bayrak bekçi
Gece bile gitmez tandan ışığın

Aşıp sönmez sinenden nuru güneş
Seherinde doğar serinde batar
Bulunmaz sevda sevginize bir eş
Sarılmış semavat suyunda yatar

Türbelerle bezenmiş yayla beller
Tarih az gelir bu definelere
Umman olmuş yurdumda kandan seller
Tahtelbahir ulu sefinelere

Atalarım kabrine kan dökmüşse
Kevser kaynar toprağında taşında
Sana pervasızca kim göz dikmişse
Pençem palam dövüştüğüm döşünde

Çarık çarpışmış da çelik çizmeyle
Yine çiğnemiş çakalları erat
Anlatılmaz yurdum destan dizmeyle
Hem murat vermiştir bize hem berat

Topun tepmesinden tepe patlıyor
Hercümerc olmaz mı ovalar bağlar
Şimdi o afette atlar otluyor
Yayla oldu yanıp kuş kapan dağlar

Çay çeşmeler kin kokup hırs akarken
Gam yiyip ter kan içerdi ordular
Biz vahşi düşmana doğru bakarken
Vatan hainleri içten vurdular

Bülbül ötmez berbat oldu gülistan
Ne ana baba günüymüş o günler
Solmuş revnaki sararmış bağ bostan
Feryadı figan şivanmış düğünler

Kara yas tutmuş kevkeb şems ile mah
Vahşet zara tan çekmiş siyah perde
Anneler kahrından eyledikçe ah
Tutuşur dağlar yanarmış bu yerde

Kalelerin sırrını çözen bizdik
Türlü tahakküm tak etmişti cana
Şems gibi şarktan garbe hudut çizdik
Batırarak ak kalemi pak kana

Zevraki der canım feda vatana
Aşıklar gölgesinde daldalanır
Al rengimiz aksetmiş arş u tana
Şafaklarda nur saçıp dalgalanır

Semavat: gökyüzü tahtelbahir: denizaltı gemisi
Sefine: büyük gemi hercümerc: karmakarışık
Kevkeb: yıldız daldalanmak: sığınmak

macahe22.jpg

OLDUM


Yine yenemedim ben o zalimi
Ali oldum Rüstem oldum Zal oldum
Ayırdı ağzımı büktü belimi
Ayın oldum elif oldum dal oldum

Deve etti dağlar gibi denklere
Canan için girdik cani cenklere
Boyadı bahtımı renkten renklere
Sarı oldum siyah oldum al oldum

Saldı yolumuzu figan büküne
Feryadım feleğin gelmez çüküne
Tutsak kıldı canı fincan yüküne
Hamal oldum hımar oldum sal oldum

Hasret çok haşlık yok olam silacı
Haramiler bekler belde haracı
Kimi tatlı ister kimisi acı
Biber oldum pekmez oldum bal oldum

Arama hiç elde vefa var diye
Kor verdiler yandım tüttüm kar diye
Belki gelir geçer nazlı yar diye
Yayla oldum ova oldum bel oldum

Nerede bulursun bahtı irşadı
Naleler doldurdu dil ü naşadı
Nidem işe yaramayan boş adı
Sırdaş oldum kardaş oldum el oldum

Alta düşüp bezdim bağırdım boşa
Boyun gövde bacak bilmedim haşa
Çarpıp durdum daim hep taştan taşa
Tırmık oldum tırnak oldum nal oldum

Talihim sürdü de tufan savurdu
Gönlüm kıvrıldıkça güneş kavurdu
Sitem çöktü sabır çekti sırt vurdu
Yağır oldum sağır oldum lal oldum

Nale zara salıp gönül göçünü
Nar içinde gördüm nuru veçhini
Yel çalmasın diye yarin saçını
Tarak oldum toka oldum tül oldum

Şu evreni evvel ebettir sandım
Önce uyumuşum anca uyandım
Benzerim de yanar madem ben yandım
Al kan oldum volkan oldum kül oldum

Kemirir gemini almış dişine
Bilmem bu gönlümün onla işi ne
Yetmiş yıl düştüm bir düşün peşine
Berduş oldum derviş oldum del oldum

Ne vebada kaldı ne de veremde
Zaten sağlam yerim var ki neremde
Güzeller göçünde bağ-ı iremde
Baykuş oldum bülbül oldum gül oldum

Zülaller zükkarlar zorlu zehirler
Dereler ırmaklar şorlu nehirler
Nice dertler doldu nice kahirler
Umman oldum derya oldum göl oldum

Eriyip ağardım döndüm şekere
Şu Kerem'in adı çıkmış bir kere
Tekme vurup talih tepti her yere
Teker oldum takoz oldum yol oldum

Ne kibrimiz kaldı ne kin ne de kir
Zahirde zinayım batinde zakir
Anamla zifafım bakirim bakir
Dölü oldum evli oldum dul oldum

Kirkitlerde kütür kütür dövüldüm
Tezgahlarda türlü dille övüldüm
Gene girdi güve geldi çürüdüm
Çaput oldum çuha oldum çul oldum

Gayet engin iken ezel evrakım
Kar yağdı başıma yükseldi rakım
Ruy-ı zeminimde döndü revnakım
Çayır oldum çimen oldum çöl oldum

Rüsvayım amma ki imanda dinde
Kafir gezdim daim küfrün indinde
Sırlar sarayında bir kara inde
Kemal oldum cemal oldum kal oldum

Yok iken cihanda can ile beden
Kimdi enasırda en asıl deden
Bilir misin geçip hangi haddeden
Mazi oldum ati oldum hal oldum

Bunların hepisi hafifmiş yine
Başıma gelmeyen ne kaldı ki ne
Bir de böhtan bindi hicran üstüne
Rezil oldum rüsva oldum zül oldum

Ne hünkara ne hadime nedime
Zevrakim bağlıdır zülfü bendime
Vücudum şehrinde kendi kendime
Vezir oldum sultan oldum kul oldum

haşlık:harçlık bahtı irşad:şenlenmiş kader
nale:inilti dilü naşad:şenlenmemiş gönül
nuru vechini:nurlu yüzünü bağı irem:cennet bahçesi
zülal:tatlı içki zükkar:tatlı yemek şorlu:kirli zahirde:görünürde zina:günah ilişki batinde:gizli özünde zakir:tanrısal ifade kirkit:dokumayı sıkıştıran tarak
ruyi zemin:yüz sathı revnak:parlak
rüsva:açık aleni küfrün indinde:yobazların gözünde enasır:herşeyden önce böhtan:iftira
zülfü bendime:sevdiğimin saçına

BİZİM DOSTLAR

Ne ağrıdır, ne uğrudur
Bizim üçler, bizim beşler
Mumdan daha dosdoğrudur
Bizim dostlar, bizim eşler

Köpek ürür, kervan yürür
Gönlümüzü güneş bürür
Sizden daha iyi görür
Bizim körler bizim keşler

Attığınız temren taşlar
Geri teper sizi haşlar
Kırılmaz ki bizim başlar
Bizim döşler, bizim dişler

Usanmazsan sen uyuz it
Dolan nehri az git, uz git
Gör ki bağdan daha münbit
Bizim dağlar, bizim taşlar

Hem kurdeşen, hem bitlidir
Gurbete düşen dertlidir
El balından çok tatlıdır
Bizim çorba, bizim aşlar

Garip doğru derse eğer
Varıp zülfü yare değer
Kuzumuzu yiyen meğer
Bizim kurtlar, bizim kuşlar

Kim yetişir zaran, daran
Boş inliyor, döş mağaran
Zevrak der ki hep ağaran
Bizim saçlar, bizim kaşlar

OLDU

Kalbimizi çalmasın uğru
Hep yürüyelim hakka doğru
Ser beser olalım rube ru
Gönüllerde bayram oldu

Nice padişahlar geçtiler
Kim içirdi, kimler içtiler
Biz ekdikya onlar biçtiler
Yedikleri haram oldu

Kalmadı postumuz üzene
Mevla sorsun ondan, bize ne
Şimdi girdi dünya düzene
Rakipler bize ram oldu

Yurt bölünmüştü parsel, parsel
Yağdı bir rahmet koptu bir sel
Çal şu bandonu Cemal Gürsel
Gürleyecek sıram oldu

Yaşa Türk gençliği sen çok yaşa
Verelim el ele baş başa
Küs tutarmı kardaş kardaşa
Geldi mübarek bayram oldu

Yala atım toprakları eş
Nal ay olsun, kılıcım güneş
Kanımız kurban, canımız peşkeş
Akif bu ne az ikram oldu

taflanx.jpg

Nasıl Kurtardık şiirini sesli izlemek için
tıklayın

Aşık Zevraki'nin babası Gazi Kamil,
dayısı Gazi Beyler Seven
ve amcası Gazi İsmail Celal Timurhan'ın anılarıyla...


NASIL KURTARDIK

Nasıl kurtarıldığı bilinmeyen bir mülkün
müdafaası da mümkün değildir.


Yanıyordu vatan yetmiş yıl evvel
Volkanlara dala, dala kurtardık
Başına derildi tam yedi düvel
Balkanlara çala, çala kurtardık

Firenk fikri felek fırtınasına
Kızıl kor karmış yar mor kınasına
Yiğitler yasına kan deryasına
Gam kuyusuna dola, dola kurtardık

Abluka aldılar her yanımızı
Asır almaz asla bir anımızı
Dertli tenleri tatlı canımızı
Dişimize taka, taka kurtardık

Düşmanlar hayasız dinsiz duygusuz
Biz ise çıplak, aç, susuz, uykusuz
Küffardan da beter bit kir kel uyuz
Kehleleri yuta, yuta kurtardık

Arap başkaldırmış serap kızgın saç
Ayak yalın, kafa açık, karın aç
Kefter hiç kehle yıktı yoktu ilaç
Kefenleri yırta, yırta kurtardık

Binbir türlü hile, hüner, ustalık
Gırtlağı sarmıştı kıtlık hastalık
Bir de kış bastırdı başa üstelik
Kürtükleri yara, yara kurtardık

Ağırdı yükümüz Ağrı'dan ağır
Dağ gibi bir yürek taş gibi bağır
Kaynarken sinede bit vığır vığır
Siperlere sere, sere kurtardık

Felek firenk fitne hepsi de dahil
Düşmandandı dahi bizim Azrail
Kanlarımıza olmadı da kail
Canımızı vere,vere kurtardık

Zevraki der kahpelikte galibe
Yunanlara Sırba ehl-i salibe
Tövbeler verdirdik yurda talibe
Kellesine vura, vura kurtardık.

Mustafa Kemal'dir ki;
ruhuna olmayınca muktedir
O, çizilemeyen bir çehre,
çözülemeyen bir uktedir.

firenk:avrupa kızıl kor:sevgili kanı
kehle:insan biti kefter:kafir kürtük:sertleşmiş kar
ehli salib:saldırgan işgalci

yunuz_06.jpg

DEĞİLİZ

Halkın bezminde hakiriz amma
Hak nezdinde nadanlardan değiliz
Mağrur vakuruz fakiriz amma
Namerde el açanlardan değiliz

Bilir ki beni bütün havali
Ne müdür kaymakamım ne vali
Burnu bulutta gayet havalı
Çıkıp ta uçanlardan değiliz

Vücudum şehri olurmu şahsız
Neyleyeyim aşkı olunca ahsız
Dostu görünce selam sabahsız
Vurup da geçenlerden değiliz

Yar yolunun kin uri hakiyiz
Kırklar kolunun piri pakıyız
Sadık safında sabit bakiyiz
Konup da göçenlerden değiliz

Şol seherlerin horlu habından
Şuh sarayların şorlu kabından
Çeşmeyi rüşvetin şarabından
Kanıp da içenlerden değiliz

Fani dünyanın kisbi karında
Ne sazındayız ne de barında
Devletin kedisiz anbarında
Kendir kesen sıçanlardan değiliz

Zevrak yılmaz ki hiçbir cebirden
Ne edepsizden ne ekabirden
Gelse kafirin kaffesi birden
Korkup da kaçanlardan değiliz

yunuz_07.jpg

EYLEMEZ BENİ

Önüme kazsalar gayya kuyusu
Dağ, bağ, bel, zincir, yar eylemez beni
Kar etmezki asla kahin büyüsü
Zulmet, zillet, zar, zor eylemez beni

Her çilede açar bir iyi çiçek
Çile çekmeyenler neyi bilecek
Gevher yüklü gemim gerçekmi gerçek
Dalga, girdap, sel, su eylemez beni

Kudret kaptanından aldım kumanda
Avlanmam pusuda, pusda, dumanda
Gelmem keleklere, düşmem kemende
Tehdit, tenkit, tığ, tor eylemez beni

Cihanı sarsada bir kıpkızıl hun
Coşuben dereler olsada Ceyhun
Havalarda tufan, deryada tayfun
Karada tipi, kar eylemez beni

Koyup cendereye verseler ceza
Keyfiyet çok kötü olsada keza
İdamlık fermanım çıksa eskaza
Direkler tartıp, dar eylemez beni

Zevrak'ım değmiştir doksanbeşine
Sefinemi saldım dostun peşine
Dalgalar daşına, çarpsa döşüne
Yinede çeker yar eylemez beni

normal_yucebelenrecep2.jpg

OLUR MU

Hergün, bir vurgundur okuyoruz
Kardeş değilde, kan kokuyoruz
Çıkıpda gezmeğe korkuyoruz
Böyle hüryet, böyle hava olur mu?

Bir dedikodu, almış gidiyor
Evde çıt desen, gövde çatlıyor
Çirkin çıplaklık, çalım satıyor
Böyle hicap, böyle heya olur mu

Bir laf yokdur ki, dışarıda bensiz
Kimi imansız der, kimi dinsiz
Yoktur, ya rabbi saniyem sensiz
Böyle böhtan, böyle riya olur mu?

Veda eyleyip, söze sohbete
Sığınmışız kuşe-i vahdete
Derler ki; "dalmış düşe, gaflete"
Böyle hülya, böyle rüya olur mu?

İsmim, koymuşlar deli divane
Deliden mes'ut, varki daha ne?
Vermem bu adı, cümle cihane
Böyle paye, böyle paha olur mu?

Varmıdır buna ihtimal imkan?
Sana da, diyorlarki la mekan
Senindir sinemdeki camekan
Böyle havlet, böyle hane olur mu?

Her nereye baksam, göze dokunur
Her zerredeki, zatın okunur
Aşikare, görünen nursun nur
Böyle zindan, böyle ziya olur mu?

Bir ben değilim senin aşıkın
Alimler, abitler...akın akın
Cisme, canımdan yakınsın yakın
Böyle sohbet, böyle sefa olur mu?

Akif ! zehroldu balı peteği
Çek artık, arzdan eli eteği
Cismimi yakar hüsnün pertevi
Böyle sevgi, böyle sevda olur mu?

ANKARA

Palavra, patırtı, şamata, ağız
Hiç yaptığımız yok hep yapacağız
Batmak hiçdirya, boğulacağız
Ömür bitiyor, laklaklı Ankara

Bu dönüşsüz dalış öyle elim ki
Dünyayı su kaplar öyle azim ki
Batan elin değil, vatan bizimki
Uyan biraz doğrul zikzaklı Ankara

Sona erdi garbin cefa-i cevri
Bir saatte cevlan ediyor cevvi
Niza seyri değil bu, feza devri
Şamatalı, şakşaklı Ankara

Hayat seli, gayet seri akıyor
Kör değiliz su akıp göz bakıyor
Herif çıkmış Ay'a çivi çakıyor
Çakçak, çıkçıklı Ankara

Buna karşı senin tuttuğun tempo
Melodi, komedi, tiyatro, tango
Üstümüze gülüyor yorgo, yango
Lıklıklı, fıkfıklı Ankara

sonraki sayfa

133__i_ek.jpg

gemi_01x.jpg